Sopalı çeteler dövdü, hastaneler kabul etmedi

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Gezi Parkı protestoları boyunca Antalya ve İzmir’de sivil giyimli, eli sopalı kişilerin eylemci avına çıkmış polisler olduğu, emniyet birimlerinin açıklamaları sonrasında doğrulanmıştı. Her ne kadar emniyetten bu yönde bir açıklama gelmediyse de, benzer çeteler Eskişehir’de de sokaklardaydı. Bu çetelerin kurbanlarından biri, 19 yaşındaki Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz oldu. Eli sopalı gruplarca iki defa darp edilen, gittiği hastanedeyse tedavi göremeyen Korkmaz, ilk tıbbi müdahaleyi 20 saat sonra alabildi. Beyin kanaması geçirdiği anlaşılan ve olayın üzerinden bir ay geçmesine karşın bilinci hala kapalı olan Ali’nin yaşadıklarını, babası Şahap Korkmaz Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
    Söyleşi: Doğu Eroğlu
    Ali’nin 2 Haziran gecesi yaşadıklarını, arkadaşlarına anlattıklarından ve sizle yaptığı görüşmelerden biliyoruz. O gece neler oldu?

    Ali’nin abisi üniversiteyi Eskişehir’de okumuştu ve o dönemde kentte hiçbir olay yaşanmamıştı. Bu yüzden, Ali Anadolu Üniversitesi’ni kazandığında çok sevinmiştik. Ama İstanbul’da Gezi Parkı’nda, Ankara’da, İzmir’de ne yaptılarsa, polis burada da aynı sertlikte davrandı. Oğlum siyasi olaylara karışan, eylemlere katılan biri değildi.  O günlerde arkadaşlarıyla ev taşıma telaşındalardı. Yeni bir eve taşınacaklardı ve kontratı imzalayıp kendi evlerine döndükleri sırada o akşam yapılan yürüyüşü görmüşler. Merak edip yürüyüşe katılmışlar ve kısa bir süre sonra yürüyüş grubunun arka tarafından polis saldırmış.

    Ali’yi ara sokaklarda darp edenlerin, diğer polis birimleriyle eşgüdümlü çalıştığını düşünüyor musunuz?

    Polisin yürüyüşe müdahalesi ve sonradan yaşananların tamamen planlı olduğu görülüyor. Ana caddede polis, yürüyenlere gaz sıkıyor ve çocuklar mecburen ara sokaklara kaçıyorlar. Ara sokaklarda da sivil giyimli, eli sopalı kişiler çocuklara saldırıyorlar. O kişilerin kim olduğunu tam olarak bilmiyoruz; sivil polis olduklarını düşünüyoruz ama aralarında polisle birlikte hareket eden sivil vatandaşlar da olabilir. Tek bildiğimiz, Ali’nin bilinci açıkken bir arkadaşına, kafasına copla vurulduğunu söylemiş olduğu. Talihsizlik, Ali gazdan kaçarken onların bulunduğu sokağa giriyor. Gaz atan çevik kuvvetlerle eli sopalı grup arasında kalıyor. Oğlumu o kadar vahşice dövüyorlar ki…

    Daha sonra hastaneye gitmeyi nasıl başarmış?

    ali ismail korkmaz (5)Sopalarla yapılan saldırıdan sonra dayak yediği yerde bayılıp kalmış. Bir süre sonra kendine gelip doğrulmuş ve eve gitmeye başlamış. Sonra eli sopalı başka kişilerle karşılaşmış ve yine dayak yemiş. Bitap halde bir otobüs durağına gidebilmiş ve orada kendinden geçmiş. Bir süre sonra arkadaşları onu tesadüfen bulmuşlar ve hemen hastaneye götürmüşler. Anadolu Üniversitesi’ne bağlı Mavi Hastane’ye gitmişler ama orada röntgen ve tomografi cihazı olmadığından Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne sevki yapılmış. Oradaki doktorlar Ali’ye şöyle bir bakıp, “Seninki adli vaka, git karakolda ifade ver öyle tedavi olursun” demişler. Ali ısrar edince, “Omzunda ezik var. Sen eve git, bu morluklar geçer” demişler. Hâlbuki başına darbe aldığını da ifade etmiş. “Ben çok iyiyim, eve gideceğim” dese bile bırakmayıp müşahede altına almaları gerekirdi. Bunlar nasıl doktor, nasıl insan evlatları? Göreve başladıkları zaman Hipokrat Yemini etmediler mi?

    Yani o gece kendisine herhangi bir tıbbi müdahale yapılmadı mı?

    Biz Ali’yi ilk gördüğümüzde vücuduna bakamadık, içimiz parçalandı. Yüzü gözü şişti; tüm vücudu vuruk ve morluklar içindeydi. O doktorlar onun o halini görmelerine rağmen polis ifadesi olmadan tedaviyi kabul etmemişler. Ali 14 yaşındayken ciddi bir kalp ameliyatı geçirmişti ve kalp rahatsızlığından ötürü hâlâ kan sulandırıcı ilaç kullanıyordu. Dövüldüğü sırada dişi de kırıldığı ve yerinden çıkmak üzere olduğu için, kanama başlarsa durduramayacağı korkusuyla hastanenin önünden ayrılamamış. Tüm geceyi hastanenin önündeki banklarda geçirmiş ama yine de muayene bile etmemişler. Sabah olup bitkin düşünce eve gidip yatmış ve akşama kadar uyumuş. Saat 17.00 sularında telefon ettiğimizde, dilinin ağırlaştığını, düzgün konuşamaz hale geldiğini gördük. Beyin kanaması geçirmekte olduğunu anladık ve yeniden hastaneye gitmesi gerektiğini söyledik. Kuzenleriyle birlikte yeniden Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne gitmişler ancak beyin kanaması şüphesine rağmen hastanedekiler Ali’ye ısrarla karakola gitmesi gerektiğini söylemişler. Mecburen karakola gitmişler; bu sefer de karakolları gezmeye başlamışlar. Kendi imkânlarıyla, Ali o halde olmasına rağmen yayan halde karakol karakol gezdikten sonra ifade vermeyi bir şekilde başarabilmişler ama bu işler sırasında iki saat daha geçmiş.

    Dili dönmezken nasıl ifade verebilmiş?

    Bilmem! Ne yapsınlar, muayene etmiyor hastanedekiler! Kuzenleri Ali’yle berabermiş ve bir şekilde ifadesi alınmış. Böylelikle doktorlar muayene etmeyi kabul etmişler. Çekilen röntgende omzunda kırık olduğu, kafa tomografisinde ise beyin kanaması geçirdiği tespit edilmiş. Hemen Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne göndermişler. Ali eli sopalı gruplardan Pazar gece dayak yedi, tedavisine ise Pazartesi akşamı saat 23.00’te başlandı. 20 saat boyunca hiçbir tıbbi müdahale yapılmadı yani.

    sahapkorkmaz1Ali’nin şu andaki sağlık durumu nasıl?

    Hâlâ yoğun bakımda tutuluyor. Bir süredir uyutuyorlardı ve solunum cihazına bağlıydı. Ancak 3 gündür solunumunu kendi kendine yapıyor. Doktorlar bu durumun iyiye işaret olduğunu söylüyorlar fakat henüz bilinci açılmadığı için durum hâlâ belirsiz. Daha iyi olması için dua ediyoruz.

    Doktorlar, geç başlayan tedavinin Ali’nin durumuna nasıl bir etki ettiğini düşünüyor?

    Ali birinci haftanın sonunda 4 saatlik bir operasyon geçirdi. O günden beri bilinci kapalı bir halde mücadele ediyor. Operasyondan iki hafta sonra beyinde su toplandığı görüldü ve bir müdahalede daha bulunularak biriken su tahliye edildi. Bir gün sonra yaranın etrafının temizlenmesi gerektiğini söylediler ve bir ameliyat daha yaptılar. Doktorlar, ilk anda müdahale edilmiş olsa, durumunun bu derece kötüleşmeyebileceğini söylüyorlar. Yunus Emre Devlet Hastanesi’nin olayda ihmali bulunduğu çok açık. Oğluma 20 saat önceden müdahale edilebilir, beynindeki hasar bu kadar ilerlemeden tedavisine başlanabilirdi. Hastane yönetimine de, o gün orada görev yapan doktorlara da dava açtık.

    Olayla ilgili delillere ulaşabildiniz mi? Emniyetin etkin bir soruşturma yürüteceğine inanıyor musunuz?

    Olayın olduğu yerin yakınlarındaki işyerlerinden görüntüler alındı. Ancak savcılık bu görüntüleri emniyet aracılığıyla alıyor. Açıkçası, görüntülerden ciddi bir delil bulunması ihtimalini düşük görüyoruz. Emniyet bir otelden aldığı görüntüleri savcılığa yollamadan önce kontrol amaçlı birkaç gün bekletti. Savcılığa gelen görüntülerin hepsinin bozuk olduğu, hiçbir şey anlaşılmadığı görüldü. Otel yetkilisi, “Ben görüntüleri denedim, sağlam bir şekilde emniyete teslim ettim” diyor. Ne olduysa emniyette oldu demek ki… İnsan olan, çoluğu çocuğu olan kişiler, Ali’ye öldüresiye dayak atılan o görüntüleri nasıl bozarlar anlamıyorum. Emniyetin bu işin faillerini bulmak niyetinde olduğunu çok zannetmiyorum. Eskişehir’deki pek çok kurum, baro temsilcileri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve pek çok milletvekili geçmiş olsun ziyaretine geldiler ama valilik veya emniyetten bir telefon bile almadık. Emniyet ve savcılığın ellerini vicdanlarının üzerine koyup bu işin faillerini bulması gerekiyor. Günümüzde gizli kalabilecek hiçbir şey yok. Her sokak başında kameralar var; artık uçan kuşu bile görüntüleyip dinliyorlar. Ali’yi bu hale getirenleri bulamamaları için, failleri bulmak istemiyor olmaları lazım. Yine de bu hükümet döneminde yargıdan çok sağlıklı bir sonuç alabileceğimizi sanmıyorum. Ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek zorunda kalsak bile hukuk mücadelesini sürdüreceğiz.

    Eskişehir’de sivil giyimli grupların saldırısına uğrayan başkaları da var mı?

    Başkalarının da benzer saldırılara uğradığını biliyorum. Hastanede tanıştığım bir kadın, Ali’nin dövüldüğü cadde üzerinde oturduğunu, o gece civardaki bir fırının önünde sivil kişilerin bir kızı öldüresiyle dövdüklerini gördüğünü anlattı. Hatta o kızı fırının odunlarını kullanarak dövmüşler. Ancak sivil kişilerin saldırısına uğradığına ilişkin şikâyette bulunan yok. Öğrenciler gözaltı korkusundan, okuldan ceza alabilecekleri, hatta atılabilecekleri endişesiyle şikâyetçi olmuyorlar. Ali de farklı değil; o da şimdi yattığı hastaneye gelişinde, “Merdivenden düştüm” demiş.

    Ali’nin mücadelesine verilen desteği nasıl buluyorsunuz?

    Memleketimiz Hatay’da birkaç defa çok büyük yürüyüşler oldu. Olayın yaşandığı günden beri Eskişehir, Antalya, Ankara ve İstanbul’daki destek eylemleri de sürüyor. Eskişehir halkı bize desteklerini sürdürüyorlar. Ali’nin hastaneye yakın oturan arkadaşları memleketlerine dönerken, kendi evlerini kalmamız için bize verdiler. Her gün insanlar gelip dua ettiklerini, maddi manevi her türlü desteğe hazır olduklarını söylüyorlar. Biz de onlarla birlikte dua ediyoruz. Oğlumun sağlığına kavuşmasını, faillerin ise tespit edilip yargılanmasını bekliyoruz.

    ali ismail korkmaz (3)