“Sokaklar sadece yürümek için değildir!”

    Fotoğraf: Cem Bayraktar

    Söz konusu olan kent merkezi de olsa, eğer sanat yapıyorsanız Ankara güvenli bir şehir değil. Sokak sanatçılarının yıllardan beri karşılaştığı şiddetin bu defa ki muhatabı, Tiyatroj Tiyatro Ekibi oldu. Tiyatroj’dan  Eren Aziz, Ankara sokaklarındaki zabıta ve polis şiddetini, ekiplerinin sanat anlayışını ve Mart ayında karşılaştıkları saldırıyı Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı. 
    Röportaj: Özge Çağlar

    Tiyatroj ekibi yaklaşık otuz kişiden oluşan ve politik perspektifi olan bir sanat topluluğu. Tiyatroj ekibiyle beraber sokak sanatı adına birçok şey gerçekleştirdik. Müzik eşliğinde canlı heykeller, sokak oyunları sergiliyoruz. Katliama uğrayan kadınlar ve çocuklar, Pozantı’da yaşanan çocuk istismarı, Roboski Katliamı gibi konular hakkında oyunlar oynuyoruz. Amacımız sokaktaki insanın bu tür olaylara karşı önyargısını kırmak ve Kürdistan’da süren savaş gerçeğinin farkına varılmasını sağlamak.

    Ekip nasıl bir araya geldi?

    Tiyatroyla ilgilenen arkadaşlar, birçok ilde olduğu gibi Ankara’da da devrimci sanat adına bir eksilik olduğu kanısına varınca bir topluluk kurma kararı alındı. Roj TV’nin kapatılma dönemine denk geldiği için, bir kelime oyunu yaparak kendimize “Tiyatroj” adını verdik ve geçen yıl 10 Mart’ta ekibimizi kurduk. İlk oyunumuzu da 18 Mart’ta Newroz zamanı Sakarya Caddesi’nde gerçekleştirdik.

    Oyunlarınızda genel olarak hangi temaları işliyorsunuz? İlk oyununuzun konusu neydi?

    Oyunun konusu Pozantı’daki istismar olayıydı ve devlete çok sert bir eleştiri getiriyordu. Bizim temel amacımız sokakta anaakım medyanın ve devletin etkisinde olan insanların algısıyla oynamak. Kış olmasına rağmen arkadaşlarımız yarı çıplak bir şekilde Pozantı ‘ da istismar edilen çocukların durumunu insanlara anlattılar ve bizi izleyen dört yüze yakın kişi içinden ağlayanlar oldu. Pozantı olayını bilmeyen insanlar bize, “Pozantıda ne oldu?” diye sordular. Biz anaakım medyanın üstünü kapatmaya çalıştığı güncel olayları kendi penceremizden aktarıyoruz. İşçi sınıfının trajikomik hikâyesini anlatan “Pusula” adında bir oyun gerçekleştirdik ve oyunumuz İstanbul, İzmir gibi birçok ilde sergilendi. 9-10 Kasım’da da “Işıkları Açın” adında bir oyunumuz oldu ve bu oyun da hapisteki devrimci siyasi esirlerin sitemini dışardaki insanlara anlatıyordu. Canlı heykellerimizde de kadın özgürlüğünü, işçi sınıfının mücadelesini, 90’lı yıllarda Gündem satan çocuklara uygulanan işkenceleri konu eden politik söylemler üretiyoruz.

    Tiyatroj'un Pozantı konulu oyunu Ankara sokaklarında.

    Tiyatroj’un Pozantı konulu oyunu Ankara sokaklarında.

    Toplumla, daha doğrusu izleyicilerinizle ilişkiniz nasıl?

    Sokakta gerçekleştirdiğimiz oyunlarda sert bir dil tercih ediyoruz. Dilimizin sertliğine, Kürt kimliğimizi bastıra bastıra söylememize rağmen sokakta bazen binleri bulan izleyici kitleleriyle karşılaşıyoruz. Sanatçı halkın tepkisini ölçen ve yakalayan insandır. Zaten sokağa çıkarken bizim temel amacımız kitleyi yakalamak ve biz de izleyiciyi yakalamayı iyi biliyoruz. Halkı bir kere yakaladıktan sonra istediğin şeyi kolaylıkla dile getirebiliyorsun. Halk sokakta bize karşı aksi bir tutum içine hiçbir zaman girmedi ve bizi her zaman onayladı. Oyunumuz bittikten sonra toplanıp gitmiyoruz; insanlarla oturuyoruz, konuşuyoruz. İnsanların birbirine yabancılaşmasını önlemek amacıyla onlara “merhaba” diye slogan attırıyoruz.

    Halkın algılarını değiştirmek adına sanatın daha yumuşak bir aktarımı olduğunu mu düşünüyorsunuz?

    Yumuşak değil fakat daha net bir aktarım yolu olduğunu düşünüyoruz. 80’li yıllardan sonra halk asılan afişlere, yapılan eylemlere itibar etmez oldu. Sokakta görsel olarak ilgi çekici bir şeyler yapıldığı zaman insanlar izliyor ve biz de böylelikle istediğimiz her şeyi dile getirebiliyoruz. İnsanlar bizim oyunlarda söylediklerimizi düşünüyor ve önyargıları kırılıyor. İnsanlara söylemek istediklerinizi direkt sanat yoluyla vermek daha etkili ve yerinde oluyor.

    Tiyatroj ekibi sokakta herhangi bir saldırıyla karşılaştı mı?

    Bir yıllık süre içerisinde küçük çaplı birçok saldırıyla karşılaştık. 6 ay önce bu küçük çaplı saldırılar büyüdü ve zabıtaların linç girişimleriyle karşılaştık. O sıralar Roboski Katliamı gündemdeydi ve biz de bu olaya ilişkin bir oyun sergiledik. Oyun sırasında kan olarak döktüğümüz boyaları bahane eden zabıtaların saldırısına uğradık. Hemen ardından bu saldırılara karşı çıkan bir yürüyüş düzenledik ve sokak sanatının özgür olması gerektiğini dile getirdik. Eylemden 2 ay sonra yeniden bir saldırıyla karşılaştık. Saldırının ardından çizgisi bize yakın olan birkaç zabıtayla görüştük ve saldırıların polislerin kışkırtmasıyla gerçekleştirildiğini öğrendik. Kendileri müdahale edip olayı çirkin bir boyuta sokmamak için zabıtaları kullandıklarını duyduk. 2 Mart Cumartesi akşam Konur Sokak’ta sanat yapmak yapan Tiyatroj üyelerinden Bünyamin arkadaşımıza yirmi kişilik bir zabıta ekibi linç girişiminde bulundu. Durumu gören Faruk Ceylan arkadaşımız zabıtaları engellemeye çalışırken onu da linç ettiler. Bu olayın üzerine diğer sanatçılara duyuru yaptık ve Pazar günü saat 16:00’da Çankaya Belediye’si önünde sokak sanatına özgürlük için bir basın açıklaması yapacağımızı söyledik. Belediye binası önünde basın açıklamamızı yaptık ve Yüksel Caddesi’nden Karanfil Sokak’a kadar bir yürüyüş gerçekleştirdik. Ellerinde kamera bulunan sivil polisler de peşimizden geldi. Sivil polislerin arasında birçok sivil faşist ve zabıta da vardı ve yaklaşık 50 kişilerdi. Biz ise sadece 20 kişiydik ve aramızda kadın arkadaşlar da vardı. Yürüyüşümüzü sonlandırdığımızda ardımızdan gelen polis, zabıta ve sivil faşistlerin elinde cop ve sopalar olduğunu gördük. Aniden sopalarını sallayarak ve bağırarak bizi tehdit etmeye başladılar. Biz de bu tehditlere karşı sokakların özgürlüğü adına slogan atmaya başladık. Sloganlarımızın ardından, “Allah Allah! Öldürün bunları!” nidalarıyla bize saldırdılar. Önce bir arkadaşımızı hedef seçtiler ve onu aralarına alarak dövmeye başladılar. Arkadaşımızı ellerinden almaya çalıştığımız sırada hepimizi linç etmeye çalıştılar ve ben de dahil 9 kişiyi yaraladılar. Kadın arkadaşlarımıza çirkin, cinsiyetçi küfürler yağdırdılar ve onları da hırpaladılar. Polis ve zabıta bizi hastaneye götürmek için gelen ambulansları da sokağa almadı. Uzun uğraşlarımız sonucu ambulanslara binebildik.

    Hastanede neler yaşadınız? Sağlık personelinin size karşı genel tavrı nasıldı?

    Hastaneye geldiğimizde görevliler bizi çok umursamadı. Röntgenler çekildi ve ayakta tedavi uygulandı. Elimize darp raporu verip gönderdiler. Birkaç arkadaşımıza, “Sizin sadece birkaç yeriniz morarmış darp raporu almanıza gerek yok” diyerek rapor vermediler. Gözle görünür yaraları olan kişilere mecburen verdiler. Bana verilen raporda serçe parmağımın ve burnumun dört yerinde kırık olduğu, sağ ayağımda ciddi bir ezilme olduğu ve ayağımın işlevini yitirdiği yazıyordu. Bir arkadaşımızın raporunda başına ve vücuduna çok darbe aldığı, kaslarında yırtılma olduğu ve eklemlerinde hasar meydana geldiği yazıyordu. Kafaya alınan darbelerde hafıza kaybı söz konusu olduğu için hastanede 24 saat gözetim altında tutulması gerekiyordu ama bu önlemlerin hiçbiri alınmadı.

    Söyleşinin gerçekleştirildiği tarihte, Eren Aziz saldırının izlerini hala taşıyordu. Fotoğraf: Cem Bayraktar.

    Söyleşinin gerçekleştirildiği tarihte, Eren Aziz saldırının izlerini hala taşıyordu. Fotoğraf: Cem Bayraktar.

    Kızılay’daki esnafın ve çevredeki sakinlerin saldırıya tepkisi ne oldu?

    Kadın arkadaşımız darp edilirken bir esnaf gelerek zabıtaları engellemeye çalıştı. Çevredeki devrimci arkadaşlar da bizim yanımızda yer alarak zabıtayı püskürtmeye çalıştılar. Kızılay’da dolaşan birçok insan da bu durumu kınadı ve bize destek çıktı. Hatta biz saldırılardan bu destek sayesinde kurtulabildik; bizi o kargaşanın içinden çıkaran halk oldu. Diğer yurtsever arkadaşlar devrimci demokrat arkadaşlar, zabıta araçlarının camlarını kırarak saldırıları kınadı. Belediye de kırılan camlar üzerinden saldırıyı meşrulaştırmaya çalıştı. Keşke devrimci demokrat arkadaşlar değil de biz yapmış olsaydık.

    Size saldıran kişiler hakkında herhangi bir şikâyette bulundunuz mu?

    Evet. Karakola zabıtalarla aynı anda gitti. Polisler, kamu görevlisi oldukları için önce zabıtaların ifadelerini aldılar ve bizi 4 saat karakolda esir gibi beklettiler. Ayakta duramayacak halde olmamıza rağmen, hiçbiri yaralanmamış olan zabıtaları beklemek zorunda bırakıldık. Hastanede de bize yeteri kadar ilgi gösterilmemişti ve tedavi olamamıştık. Avukatlarımız aracılığıyla beklemek istemediğimizi, karakoldan ayrılacağımızı belirttiğimizde, gözaltına alındığımızı ve hiçbir yere gidemeyeceğimizi öğrendik. Gözaltına alınmadan önce de zaten gözaltında gibiydik. Biz 7 arkadaş gözaltındaydık ve bize 20 polis eşlik ediyordu. Tuvalete bile polis eşliğinde gidiyorduk. Gözaltında olduğumuzu öğrendikten sonra tedavi olmamız gerektiğini, hastaneye gitmek istediğimizi söyledik. Bunun üzerine bize, “Olay savcılığa intikal etti, hiçbir yere gidemezsiniz. Bizim yapabileceğimiz bir şey yok” dediler. Zorla parmak izlerimiz alındı ve fotoğraflarımız çekildi. İfade süresini kasten uzatmak için sadece 2 polis ifade alıyordu. Savunmalarımızı verdikten sonra nezarete alındık ve 24 saat süresince orada tutulduk. Gözaltı sonrası adliyeye sevk edildik ve mağdur sıfatıyla gittiğimiz adliyede de suçlu muamelesi gördük.

    Karakolda ve adliyede size karşı sergilenen bu tutumun nedeni neydi?

    Tamamen ırkçı bir yaklaşımdı; tüm olanlar Tiyatroj ekibinin Kürt ve yurtsever kimliğinden dolayı bilinçli yapılmış hareketlerdi. Çizgimizden asla taviz vermememiz, bize karşı olan ideolojik tutumu daha da sertleştirdi. Savcılıkta avukatlarımız bizim mağduriyetimizi dile getirdi. Savcılık, kaçma şüphesi olan zanlılar olduğumuzu iddia ederek her gün karakola gelerek imza atmamız gerektiğini söyledi ve adli kontrol amacıyla bizi mahkemeye sevk etti. Ancak hâkim ayakta bile duramayacak halde olduğumuzu görünce savcılığın kararını reddetti ve savunmalarımızı aldı. Karakolda verdiğimiz savunmalara eklemeler de yapabildik. Böylelikle dava düştü ve beraat ettik.

    Uğradığınız saldırı basın tarafından olduğu gibi aktarıldı mı?

    Tabii. Anaakım medya da dâhil, tüm medya organları bize destek çıktı ve yapılan saldırıyı olduğu gibi aktardı. Devrimci kurumlar zaten her şekilde yanımızda yer aldılar. Anaakım medyadan Sabah Gazetesi yaptığı haberde ırkçı bir saldırıya uğradığımızı dile getirdi. Zaten inkâr etme olasılıkları dahi yoktu çünkü 50 kişinin bize hunharca saldırdığı ve linç ettiği ortadaydı. Anaakım medyanın desteği sadece olayın tüm çıplaklığıyla ortada oluşuyla alakalı.

    Mahkeme sürecinden sonra hak arama adına herhangi bir çabada bulundunuz mu?

    Beraat ettikten sonra Alınteri’nden aktivist arkadaşlar da bize destek oldular ve beraber bir yürüyüş gerçekleştirdik. Gözaltına alınan ve darp edilen arkadaşlar arasında Alınteri’nden de birkaç arkadaşımız vardı. Bizi darp edenler arasında TÜM-BEL-SEN (Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası) üyesi zabıtalar olduğunu öğrendik ve Alınteri’nden gazeteci bir arkadaşımız sendikadan Devrim Kahraman’ı arayarak birkaç soru sordu. Kahraman olayları sadece zabıtalardan tek taraflı olarak dinlediği için arayan arkadaşımıza, “Sen kimsin! Geri zekâlı” şeklinde hakaretler yağdırdı. Bu olayın akşamında da bir eylem yaptık. TÜM-BEL-SEN, KESK’e bağlı bir sendika fakat olayın KESK’le bağlantılı olduğunu düşünmüyorduk. Durum tamamen Devrim Kahraman’la ilgiliydi ve kişiseldi

    Tiyatroj'un uğradığı saldırıyı kınayan basın açıklamalarından biri. Fotoğraf: kizilyildiz.org

    Tiyatroj’un uğradığı saldırıyı kınayan basın açıklamalarından biri. Fotoğraf: kizilyildiz.org

    TÜM-BEL-SEN’den beklentiniz neydi?

    Biz Devrim Kahraman’a, “Sokakta devrimci sanat yapan arkadaşlarımız, sendikanıza bağlı zabıtalar tarafından engelleniyor. Çeşitli saldırılara maruz kalıyoruz. TÜM-BEL-SEN olarak açıklama yapmanız ve yaptığımız eylemlere destek vermeniz gerekiyor” dedik. Arayan arkadaşımız kurumsal kimliğini belirterek sorular yöneltti ama karşı taraf sert çıkınca olay karşılıklı bir tartışmaya dönüştü. Arkadaşımız da gazeteci kimliğine yapılan bu hakaretlerden dolayı olayı internet sitesinde açıkça dile getirip haber yaptı. Bu olayın ardından yine bir eylem gerçekleştirerek Devrim Kahraman’ın bize saldıran zabıtaları savunarak yanlı bir tutum sergilediğini belirttik. Ardından KESK Şubeler Platformu adına bir grup “Zabıtalara saldırı” başlığı altında bir basın açıklaması gerçekleştirdi ve bizi “şımarık işportacılar” olarak nitelendirdi. Biz KESK’i bu olaya dâhil etmezken KESK’in tutumu bizi şaşırttı. Daha sonra KESK’le görüşerek bir özür talebinde bulunduk ve bunun sözünü aldık fakat bununla ilgili bir gelişme yaşanmadı.

    Belediye zabıtaları hakkında da suç duyurusunda bulundunuz. Belediye olaylara nasıl yaklaştı?

    Belediye olayla ilgili hiçbir soruşturma başlatmadı. Onlar da bizi “işportacı” olarak tanımlayarak yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Belediye her zaman sokak sanatçılarının karşısında yer aldı ve kendi çalışanlarını akladı. Polis de bize her zaman kavga çıkarmak maksadıyla yaklaştı. Biz sürekli bu saldırıları engelleme halindeydik. Tüm bu yapılanlara karşı sokaklardaki eylemlerimize devam edeceğiz.

    Sokak sanatçıları için Yüksel Caddesi’nin tamamen yasaklı olduğunu biliyoruz. Siz yasaklı yerlerde sanat yapıyor musunuz?
    812657_389761174453488_803365049_o

    Tiyatroj’un Roboski Katliamı’nı işleyen oyunundan bir kare.

    Yüksel Caddesi’nin tamamı değil aslında; İnsan Hakları Anıtı’nın aşağısı ve Karanfil Sokak yasaklandı. Anıtın yukarısı ve Konur Sokak yasak değil. Bunu zabıtalar da dile getiriyor, “Yasaklı olmayan yerde sanatınızı yapın” diyorlar fakat yasak olmayan yerde müzik yapan arkadaşlarımız da linçe maruz kalıyorlar. Kaldı ki valilik yasakları bizi çok da ilgilendirmiyor. Böyle bir durum ortadayken bir eylemlilik gerekiyor.

    Tiyatroj dışındaki sokak sanatçılarına yapılan saldırıları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bize saldırarak gizliden gizliye sokaktaki diğer insanları da uyarıyorlar. Sokaktaki diğer arkadaşlarımızın da hep yanında olduk. Sokak sanatçısı olsun olmasın herkese, “Bunlar PKK’lıdır. Bunlar teröristtir. Bunların yanında olursanız sizin de canınız yanar” diyerek gözdağı veriyorlar. Telefonla birçok arkadaşımızı arayıp, “Kızılay’a gelmesinler onları öldürürüz” gibi tehditler yağdırıp sokaktaki insanları sindirmeye çalışıyorlar. Bize, polis, zabıta ve savcılığın işbirliğiyle bir komplo kuruluyor.