“Siyasetçiler samimilerse LGBT’lerle çalışsınlar”

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Öykü Evren Özen, 2011 genel seçimlerinde CHP’den Bursa milletvekili aday adayı olarak, Türkiye’de parlamentoya katılma arzusunu kamuoyuyla paylaşan ilk transseksüel oldu. Şimdiye dek, cinsel yönelimini gizlemeyen bir LGBT veya trans bireyin yer bulamadığı meclise girmek isteyen Özen, partisi CHP tarafından Bursa’da milletvekili adayı yapılmadı. Kurucularından olduğu Gökkuşağı Derneği’nin kapısına kilit vurulmasından, polis işkencesine dek, devlet şiddetinin pek çok farklı yüzünü gören Özen, bir trans kadın olarak şiddetten payına düşeni ve siyasette LGBT bireylerin temsiliyet sorununu çözmek için başladığı siyaset kariyerini Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
    Söyleşi: Cankız Çevik
    Cinsel yöneliminizin farklı olduğunu nasıl keşfettiniz?

    1972 yılında, Yalova’nın oldukça tutucu bir köyü olan Ahmediye’de dünyaya geldim. 1 yıl hafızlık okulunda, 4 yıl da İmam Hatip Lisesi’nde okudum. O sıralar erkeklerden hoşlanmamı tanımlayamıyordum. Bir gün Arslan Yüzgün’ün Mavi Kimlikli Kadınlar kitabına dair Seyhan Soylu’nun yazdığı kısa bir yazı gördüm. Sonradan yasaklanan o kitabı tesadüfen bir sahafta buldum ve okuduğumda hayatım değişti, “Evet, ben buyum işte” dedim. Dinimiz hoşgörü dinidir ya, ben de bir öğretmenime ve Kur’an kursundaki hocama durumumu anlattım ve ikisinden de çok sert tepkiler aldım. Daha sonra, başı açık olduğu için kendisi de okulda dışlanan Arapça öğretmenim Emine Hoca’yla konuştum ve o bana çok destek oldu. Zor dönemler yaşadım; okulda dayak yediğim, sokak ortasında saldırıya uğradığım oldu. Sözlü şiddet ve ters bakışlar ise her an  hayatımdaydı. Nihayetinde okuldan ayrılmak zorunda kaldım ama açık lisede okuyup üniversiteyi kazandım. Yaşadığım zorluklar beni daha özgüvenli, daha güçlü bir insan yaptı. Hiçbir zaman kimliğimden utanmadım. Yine dünyaya gelsem yine transseksüel olmak isterdim.

    Eğitim hayatınızda bunları yaşarken ailenizin yaklaşımı nasıl oldu?

    Küçükken de “Kız Ömer” derler, düğünlerde oynayayım isterlerdi. Fakat “kız” gibi olduğunuz o şirin dönemle, “kadın” gibi olduğunuz dönem farklı. Aileler durumu kabullenmek istemiyorlar ve saçlarınızı uzatıp, kaşlarınızı aldığınız, etek giymeye ve erkeklerle flört etmeye başladığınız zaman zorluk çıkartıyorlar.

    Ailenize nasıl açıldınız?

    18 yaşımdayken köyde annemle ıhlamur toplarken, “Ne zaman evleneceksin sen?” diye sordu. “Anneciğim, bana hamileyken bir kız bir erkek, bir kız bir erkek istemişsin, ben de Zeki Müren gibi olmuşum. İleride de Bülent Ersoy gibi olup sana damat getireceğim” dedim. Annem ilkokul mezunu ama çok akıllı bir kadındır; ne demek istediğimi anlayamamış ama bilinçli gördüğü arkadaşlarına danışmış ve şanslıyım ki onlar da, “Böyle insanlar var, normaldir, çok üzerine gitme” gibi telkinlerde bulunmuşlar. Annem artık 81 yaşında; belki bundan 5-6 yıl öncesine kadar hâlâ zorlanıyordu ama artık beni kızı gibi görüyor. Babamla ise kimliğime dair hiç konuşmadık ama köy kahvesinde hakkımda konuştuklarında, “Siz benim oğluma karışamazsınız, bir şey söylenecekse ben söylerim” dediğini, rahmetli olana kadar beni çok sevdiğini iyi biliyorum. Şu anda ailemle ne çok uzağız ne de çok yakın ancak cinsiyet kimliğim artık aramızda konuşulan bir mesele değil.

    Cinsiyet değiştirmeye ne zaman karar verdiniz?

    2003 yılında, üniversite dönemimde bu fikre kapıldım ama hiç param yoktu. Tam o sıralar Medeni Kanunun 40. Maddesi’nde cinsiyet değişimiyle ilgili bir düzenleme yapıldı. Bunu duyar duymaz Yalova Asliye Hukuk Mahkemesi’ne cinsiyet değişikliği izni için başvurdum. Önce tetkikler için Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gönderdiler. 15-20 gün boyunca sabah 5’te hastaneye gidip sıraya girdim. 5 ay sonra Türkiye’de cinsiyet değiştirmek için izin alan ilk kişi oldum ve ameliyat tarihi almak üzere Tıp Fakültesi’ne başvuruda bulundum. Ancak Sağlık Bakanlığı duruma uyandı ve “Sakın tarih vermeyin yoksa bu emsal teşkil eder” diye hastaneyi uyardı. Sürekli başka hastanelere gönderip oyaladılar… İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’yle birlikte Bakanlık aleyhine açtığımız dava hâlâ sürüyor. 2006’da annemin birikmiş parası ve kayın pederimin bankadan kredi çekmesi sayesinde cinsiyet değiştirme ameliyatı olabildim.

    Öykü ismini nasıl seçtiniz?

    Cinsiyet değiştirmeden önce Bursa’da başka eşcinsellerle tanıştım ve o sırada bir gece hayatı deneyimi de yaşadım. Bu sebepten benim aklıma hep gece hayatını çağrıştıran isimler geliyordu ancak üniversitede okurken aynı evi paylaştığım arkadaşlarım, “Senin hayatın öykü gibi, adın da ‘Öykü’ olsun” dediklerinde, bu öneri çok hoşuma gitti.

    DSC07740Gece hayatında bulunduğunuz sıralar polis şiddetiyle de karşılaştınız mı?

    Şiddeti o dönem tanıdım. Polisler hepimizi karakola götürür, itfaiye hortumlarıyla üzerimize tazyikli su sıkar, zorla saçlarımızı keserdi. Kimi zaman da otobüslere doldurup, şöföre bizi asla araçtan indirmemesini tembihleyerek, “Bir daha Bursa’ya dönmeyeceksiniz” deyip İstanbul’a, Ankara’ya gönderirlerdi. Polisin bu uygulamaları devam ediyor ama işe yaramadığı ortada. Şiddete bu kadar maruz kalmamış olsaydım LGBT mücadelesi içerisinde yer almayabilirdim. Onlar sayesinde aktivist oldum denilebilir… Kamudaki ayrımcılık olmasa belki de ‘fuhuş’ kavramıyla da tanışmayacaktım. Bu işi isteyerek yapanlar olabilir ancak bende uzun süre kapanmayan izler bıraktı.

    Seks işçiliğinin güncel durumunu ve devletin yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bedenin metalaştırılmasını doğru bulmuyor olsam da, bu mesleği yapanlar için güvenlik ve sağlık şartlarının sağlanması gerekiyor. Devlet genelevleri kapatıp, fuhuş sektörünün yeraltına çekilmesine göz yumuyor. İran modelini örnek alıp, “Ne yapacaksanız evlerde yapın” diyorlar. Diğer yandan, arkadaşlarımıza sürekli kabahatler kanunundan para cezaları kesip evlerini mühürlüyorlar.

    Gece hayatında bulunduğunuz dönemlerde bir cezaevi süreciniz de oldu değil mi?

    Fuhuş sektöründe sırtınızdan geçinmek isteyen insan çok olur. O sıralar birlikte yaşadığım bir arkadaşımın başında da böyle bir adam vardı ve kızın parasını alıyor, onu sürekli dövüp zorla birlikte oluyordu. 5-6 arkadaş yaşadığımız evde bir olay oldu. Adam hastanede hayatını kaybetti, arkadaşımın sevgilisi yaralandı. Arkadaşım adam öldürmekten, ben de yaralama suçundan cezaevine girdim. 28 ay tecritte, 8 ay müşahede koğuşunda tutuldum çünkü cezaevinde benden başka eşcinsel mahkûm yoktu; beni nereye koyacaklarını bilemediler. Cezaevi nakillerinde erkeğe benzeyeyim diye saçımı kesmeye çalıştılar. Ben de, “Madem öyle, o zaman beni erkeklerin koğuşuna koyacaksınız” dedim. Yakın bir cezaevinde bir başka eşcinsel arkadaş olduğunu öğrendim ve ikimiz için Bursa Cezaevi’nde ayrı bir koğuş açılmasını sağladım. Bunun dışında, cezaevinde cinsel tacize ve tecavüze uğradım. Cezaevi yönetimi şikâyetçi olduğum gardiyanı, “Olmaz öyle şey, o namazında niyazında insan” diye savundu. Tüm bu kötü şeylerin sonunda yargılanarak beraat ettim.

    Aynı koğuşta kaldığınız arkadaşınızla hâlâ görüşüyor musunuz?

    İrem cezaevinden çıktıktan bir zaman sonra 67 yerinden bıçaklanarak öldürüldü. Gökkuşağı Derneği olarak davayı yakından takip ettik. Sanık her zaman başvurulan, “Erkek cinsel organını kullanarak benle birlikte olmak istedi” bahanesini kullandı ancak İrem testislerini aldırmıştı, biz de bunu hastane raporlarıyla kanıtladık ve sanık 28 yıl ceza aldı.

    Bursa Gökkuşağı Derneği’nin kuruluş sürecinde sıkıntılar çektiniz mi?

    2006’da derneği kurmak için görüştüğüm Dernekler Masası müdürü bana, “İçinde ‘travesti’ ya da ‘transseksüel’ kelimeleri geçen dernek kuramazsın” dedi. Sırf o müdürün inadına derneğin adını “Bursa Gökkuşağı Travestileri, Transseksüelleri, Geyleri, Lezbiyenleri Koruma, Yardımlaşma ve Kültürel Etkinlikleri Geliştirme Derneği” yaparak Türkiye’de travesti ve transseksüelleri kapsayan ilk LGBTT örgütünü kurduk. Derneğin faaliyetleri sırasında idareyle karşı karşıya gelmeye devam ettik. Aynı yıl, 1. Türkiye Eşcinseller Buluşması adıyla, Türkiye’deki ilk resmi eşcinsel yürüyüşünü düzenlemek üzere izin aldık ama izni veren Emniyet, Bursaspor taraftarlarını kışkırtıp, neredeyse linç edilmemize sebep olarak yürüyüşü gerçekleştirmemizi engelledi. Üyelerimizi meslek sahibi yapma çabamız da engellendi. İŞKUR’a ve yeşil karta başvurularda bulunduk ancak rahatsızlığa sebep olmuşuz ki, 2007 yılında 15 arkadaşımla birlikte “çıkar amaçlı örgüt kurmak” suçlamasıyla gözaltına alındık ve 11’imiz tutuklandık. En kolay atılabilecek iftirayı kullandılar; sözde dernekte fuhuş yapılıyormuş… Her şeyimiz şeffaf olmasına rağmen uydurulmuş suçlamalarla hakkımda 4682 yıl hapis cezası istendi. Davalardan birinde derneği de kapattılar ama Yargıtay onaylamadığı için karar henüz kesinleşmedi.

    Faaliyetteyken, insanlar Gökkuşağı Derneği’ne ne gibi taleplerle başvuruyordu?

    Ağlamaklı genç bir çocuk derneğe gelip eniştesinin ona tecavüz ettiğini anlatmıştı. Ailesine de durumu anlatmış ama eniştesine iftira atıyor diye ona kızmışlar. Derslerine çalışıp, bir an önce üniversiteyi kazanıp ailesinden uzaklaşmasını tembihledim. O çocuk belki benimle konuşmasa intihar edebilirdi… Derneği kurarken amacımız hep böyle insanlara yardım etmekti. Bir keresinde de 25 yaşlarında genç bir kadın gelip elinde tuttuğu fotoğraftaki kişiyi tanıyıp tanımadığımızı sordu. Kadın, fantezi olsun diye kadın kıyafetleri giyen eşinin travesti olduğundan şüpheleniyormuş. Eşi gece geç saatlerde evden çıkıyor, uyuduğu yastıkta pudra, fondöten izleri oluyormuş. Bu da aslında eşcinsel olduğundan şüphelenilen bir erkeğin evlendirildikten sonra düzeleceğine inananlar yüzünden oluyor. Eşcinsel bir erkeği evlendirerek hem kadına, hem de doğacak çocuklara kötülük yapıyorlar. Bir noktadan sonra bastırılan şeyler patlıyor ve işler çok sağlıksız bir yere gidiyor.

    LGBT derneklerinin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Cezaevindeki LGBT’lerle ve fuhuşla tanışmamış, kimliğini yeni keşfeden, ailesinden şiddet gören eşcinsellere daha fazla eğilmeleri gerekiyor. Tüm dernekler bir araya gelmeli, bir konfederasyon kurulmalı ve hep birlikte adımlar atmalıyız. Bundan önceki seçimlerde ben CHP’den Bursa, bir başka LGBT arkadaş da AKP’den İzmir milletvekili aday ayaydı. LGBT örgütleri farklı sebeplerden ötürü ikimizi de desteklemedi. Onlara göre “doğru örnek” kim bilmiyorum fakat seçimler yine yaklaşıyor; aday çıkartmalılar çünkü mecliste açık bir temsiliyet sorunumuz var.

    Oykuozen (3)

    Mecliste nasıl bir varlık gösterebileceğinizi düşünüyorsunuz?

    Alevi değilim; Alevilerin haklarını bir Alevi kadar savunamam. Engelli değilim; engellilerin sorunlarını anlayamayabilirim. Milletvekilleri arasındaki gizli eşcinseller bir yana, benim haklarımı ancak açık ve görünür bir eşcinsel savunabilir. Mecliste beni gerçekten anlayacak bir vekil dahi olmadığını gördüğüm için geçen seçimlerde CHP’den milletvekili aday adayı oldum.

    Neden CHP’den aday adayı olmayı tercih ettiniz?

    Daha önce bağımsız milletvekili adayı olmuştum ve tüzüğünde cinsiyet ayrımcılığına karşı maddeler bulunan ÖDP’de de çalışmıştım fakat seçim sistemi yüzünden merkez bir partiden aday olmam gerektiğini düşündüm. “Herkes için CHP” sözünden etkilenip bir arkadaşım aracılığıyla vekillik başvurusu yaptım. Ama Bursa yönetimi kim olduğumu anlayınca, “Burada başvuru almıyoruz, Ankara’ya gitmesi gerek” deyip topu merkeze attı. Ankara’da her aday gibi parti il binasında basın açıklaması yapmak istedim. Basın açıklaması saatim geldiğinde binaya gittim ama etrafta bir yetkili bile yoktu, hepsi kaçmış!

    Aday gösterilmemenize şaşırdınız mı?

    Eğer ben CHP’de bir idareci olsaydım, sırf “Herkes için CHP” sloganını kanıtlamak için, seçilmeyeceği kesin bir noktadan bile olsa böyle birini milletvekili adayı yapardım. Herkesin cinsel tabularını, ayrımcılıklarını aşması gerekiyor. Geçen seçimlerden beri CHP içerisinde çalışıyorum. Şu an Bursa İl delegesiyim, şimdi de CHP Osmangazi İlçe Belediye Meclisi Üyesi aday adayı oldum.

    CHP’nin 2011 genel seçimlerinden önce başlattığı “Yeni CHP” kampanyası sırasında kimliğiniz niçin öne çıkartılmadı?

    Yeterince cesur davranmadılar. Örneğin CHP Bursa milletvekili Aykan Erdemir nefret cinayetleriyle ilgili birçok açıklama yapıyor ancak bir kere bile benimle bu konuda görüşmedi. Onur yürüyüşlerine katılmaktan, “nefret cinayetleri” deyip soru önergeleri vermekten başka hangi ciddi çalışmaları yürütüyorlar? Gerçekten samimilerse, fırsat bulur bulmaz önce parti içinde kuracağım Cinsel Azınlıklar Komisyonu’nun basın toplantısında yanımda yer almalarını, hatta bu komisyonda çalışmalarını bekliyorum.