“Trans bireysen şikayetçi olmak gereksizmiş, öğrendim.”

Trans seks işçisi Görkem, çalışırken uğradığı şiddet olaylarıyla ilgili defalarca polise başvurdu. Her seferinde ya tehditler üzerine şikayetçi olduğu kişilerle barıştı, ya da şikayeti dikkate bile alınmadı. Görkem, polisin ve adli birimlerin duyarsızlığını, seks işçilerinin yaşamlarını sürdürdüğü güvensiz ortamı Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
Röportaj: Doğu Eroğlu

Seks işçisi olarak, mecburen çalışmak zorundayım. Özellikle mahalle aralarında çalışıyorum. Bunu kendime çok da layık görmüyorum ama mecburen yapıyorum. Seks işçiliği yaparken şiddete de maruz kalıyorum. Geçtiğimiz Temmuz ayında bir arabaya bindim, anlaştım. Yerine gittik. İstediğim fiyatı vermedi, tartıştık. Kapıyı vurup çıktım. Kıyafetim açık olduğu için oradan geçen kafası güzel iki kişi, “Gel bizle kal” dediler. Bir pislik yapacaklarını anladım, kalsam da kalmasam da başıma bir şey gelecek yani. Gözlerine sprey sıkıp hemen bir taksiye bindim. O sırada ben de alkollüydüm. Nasıl olduysa taksi döndü dolaştı beni kaçtığım kişilerin olduğu yere getirdi.

Kaçtığınız kişiler, taksinin durduğu yerde yeniden karşınıza çıktı yani.

Bu kişilerle Köroğlu Caddesi tarafında tartıştım. Taksiden indiğimde Mamak’taydım ama karşımda yine aynı kişiler vardı. Alkolün de etkisiyle, o arada neler oldu tam anlayamadım. Hatırladığım tek şey taksi durduğunda tartıştığım kişilerin beni arabadan çıkarttığıydı. Hemen saldırıya geçtiler zaten. Sallamayla yüzümü, kolumu ve bacağımı yaraladılar. Ellerinden kurtulup bir bina arasına sığındım. Sabaha kadar toz toprağın içinde sesimi çıkarmadan oturup saklandım. Kan kaybı yaşıyorum ama onu düşünecek durumum bile yoktu, beni bulamasınlar diye dua ediyordum sadece. Bekledim bekledim, gittiklerine ikna olduğumda dışarı çıktım.

Saklandığınız yerden polisi aradınız mı?

Hayır, o esnada nasıl arayabilirim zaten? Ben binaların arasında izbe bir yere saklanmıştım, şahıslar da etrafta dolaşıp beni arıyorlardı. Telefonla konuştuğumu duysalar yakalayıp tekrar saldıracaklar, büyük ihtimalle öldüreceklerdi. Sabah 5-6 gibi hava aydınlanınca saklandığım yerden çıktım. Yürüyerek bir caddeye vardım. O sırada bir ekip arabası durdu, “Hanımefendi sizi gideceğiniz yere götürelim” dediler. Ben de, “Beni en yakın hastaneye götürün lütfen” dedim. Alamayacaklarını söylediler, neden alamadıklarını sonradan anladım. Meğer üstüm başım perişanmış, kan revan içindeymişim. Yoldan geçen bir araba, sağolsun, beni yakınlardaki bir taksi durağına bıraktı. Taksici de almak istemedi. Kızdım, “Parasıyla değil mi” dedim. Bir yandan da haklı, “Kan akar, arabam pislenir” diye düşünmüştür belki, doğaldır. Taksiyle eve vardım, arkadaşımla birlikte Numune Hastanesi’ne gittik. Tek başıma gitseydim hastanede ilgi göstermezlerdi belki ama yanımda arkadaşım da olunca ilgilendiler. Yaralarımı temizlediler, dikiş attılar, açık yerleri de zımbaladılar.

Tedavi sürecinde neler yaşadınız?

İlk gittiğimde acil müdahalemi yaptılar. Ama geçen seneki yeni düzenlemeden ötürü yeşil kartım düşmüştü. Para yatırmadan hiçbir şeye bakmıyorlar yani. Acıdan, ağrıdan kafam zonkluyor ama “İlla para yatıracaksın” diyorlar. Yeni genel sağlık sigortası sistemi Ocak ayında yürürlüğe girdi ama ben Ağustos’ta müracaat ettiğim için, aradaki 8 ay boyunca işleyen meblağı, yani 400 lirayı yatırmam gerekiyormuş. İlk başta bundan haberimiz yoktu. 35 lira yatırınca olacak zannediyorduk. Meğer geçmiş borçlarımızı da ödememiz lazımmış. Sağdan soldan buluşturup 400 lirayı yatırdık bir şekilde, onun üzerine tedavi başladı. Günlerce maliyeye, sigortaya gidip durduk.

İlk müdahaleniz yapıldıktan sonra sigorta borçlarınızı yatırana dek tedavi göremediniz yani. O süre içinde ne yaptınız?

Bir ay bekledim, bütün resmi daireleri de yaralı halimle dolaştım. Bir tek başhekim yardımcısı kendisi sorumluluk alarak geçici bir tedavi yaptı. Tedavi tüm borçlarımı ödeyince devam etti. Acıdan uyku uyuyamıyordum, kafamı duvarlara vuruyordum.

Uğradığınız saldırı kalıcı bir  fiziksel hasara yol açtı mı?

Kollarımı ve bacaklarımı kullanabiliyorum ama günlük hayatımda zaman zaman ağrım oluyor. Genel bir zayıflık da var. Tedavi süresince yüzümdeki yaralar birkaç defa iltihaplandı. Şu anda yüzümde bir ağrı yok ama akıntı yine oluyor. Onun dışında, yüzümün bazı yerlerinde hiç his yok. Doktorlar da bir şey demedi. Kımıldamıyor etmiyor, yüzümden bir parça yok sanki.

Tedavinizde herhangi bir ayrımcı tutumla karşılaştınız mı?

Transseksüel olman fark ediyor elbette. Çoğu doktor normal hastalardan daha farklı muamele ediyor. Bazıları hiç sorun etmiyor ama kimileri de sana dokunmak bile istemiyor. Zaten seks işçiliği yaparak para kazandığım için, başıma gelen bazı şeyleri kabul etmek durumunda kalıyorum. Sokakta şiddet görüp geliyorum, bir de sağlık çalışanlarının ayrımcılığına uğruyorum. Doktorlar tüm topluma hizmet vermeleri gerektiğini bilerek bu işe başlamalılar, ayrımcılık yapacaklarsa hiç doktor olmasınlar. Elbette karşına alışık olmadığın, sana değişik gelen vatandaşlar da gelecek. Ancak lakayıt davranmaman lazım. Ben hastanede kendi derdimi unuttum, oradaki doktorların ciddiye almadığı başka kişilere üzüldüm. Yaşlı bir kadın “illa beni yatırın” diyor, doktorlar gerekli görmemişler belli ki, kadına durumu açıklayacakları yerde kendi aralarında gülüşüyorlar. Translara ayrımcılıktan öte, dar gelirli vatandaşın ortak sorunu bu. Doktorlar iyi kötü ilgileniyorlar, ama paran pulun daha fazla olsa daha iyi hizmet alırsın.

Biraz önce aktardığınız şiddet olayına geri dönelim. Hastaneye gittikten sonra olayın bir yaralama olduğu anlaşıldı. Darp raporu aldınız mı? Şikayetçi oldunuz mu?

Böyle bir durumda gidince zaten hemen polisler gelip olayı soruyorlar. Bana da, “Kişileri gördün mü, şikayetçi misin” diye sordular. Kimden şikayetçi olayım? Adamları tanımıyorum ki. Aslında olmam gerekiyormuş, bunu da sonradan öğrendim. Çünkü o zaman şikayetçi olsaymışım ileride belki bir şey çıkabilirmiş. Hastaneden çıktıktan sonra aynı yere gittim, o kişileri aradım. Orada kamera falan olsaydı belki bulacaktım. Mamak’ın altını üstüne getirdim ama bulamadım. Tabi o şoku atlatmam çok uzun sürdü. Bu yaşadığım ilk değil, pek çok badireler atlattım ama insan yine de etkileniyor. İnsan gençken bunları o kadar önemsemiyor ama belli bir yaşa geldikten sonra şiddet olayları daha fazla iz bırakıyor. Erkeklerin cinsel isteklerine olumsuz cevap vermemden ötürü şiddet görmüş oldum. Bir de aile içi şiddet var tabi, “Sen ailemizin yüz kararısın, şöylesin böylesin” gibisinden… Transseksüel olduktan sonra erkek kardeşim bana sarılmadı. Bu da bir şiddettir, illa dayak atmasına gerek yok. Beni reddetti, hala da reddediyor.

Ailenizin geri kalanıyla görüşüyor musunuz?

Annem de babam da rahmetli oldular. Erkek kardeşimle görüşmüyoruz. Diğer kardeşlerimle, yeğenlerimle görüşüyorum ama. Erkek kardeşim bir defasında ablama, “Herkesin abisi var, benim abim neden böyle?” demiş. Herkesin abisi var ama ben abi değilim. Ne yapabilirim? Kız kardeşlerimle görüşüyorum. Onlar anlayışlı davranıyorlar ama erkekler daha katı oluyorlar.

Bunun, yaşadığınız ilk şiddet olayı olmadığını ifade ediyorsunuz. Daha önceki hadiselerde şikayetçi oldunuz mu?

Geçen sene yaşadığım bir olayı anlatayım. Bir arkadaşımla caddede işe çıktım. Uzaktan  arkadaşlarımın geldiğini gördüm. Yanlarında gelen kişilerle tartıştıklarını fark etmedim o sırada. 6-7 kişi askere mi ne gideceklermiş, kız arkadaşlar da onlarla tartışmışlar. Bunlar yaklaşınca ben ne olduğunu anlayamadan, kendimi yerde buldum. Kalkarken bunların kaçtıklarını gördüm ama ben o hengamede yerde yatarken dayağı yedim. Kalkıp yolun karşısına geçtim. Orada hafif bir baygınlık geçirdim. Biraz nefeslenip kendime gelince iki kız arkadaş beni alıp eve götürdüler. İki gün yattım ama durumum kötüye gitti; yerimden kalkamıyordum, öyle ki tuvalete bile gidemiyordum. Sırtımda bir ağrı var. O zaman yeşil kartım vardı, ambulans çağırıp yanımda refakatçi olmadan tek başıma hastaneye gittim. Ambulansta giderken sağlık görevlilerinde hafif tebessümler, gülüşmeler… “Sağını aç” diyorlar, gülüyorlar. “Şöyle yap” diyorlar, sırıtıyorlar. Travesti var işte karşılarında. Ben acı içindeyim, ama onlar sanki bir tiyatro çevriliyormuş gibi gülüyorlar. Yanımda bir arkadaşım olmadığı için tartışıp da laf da söyleyemedim, bir yandan da bakımlarına muhtacım, tartışıp laf da söyleyemiyorum. Sonra ortaya çıktı, kaburgalarım kırılmış meğer. Ama bu olayda da şikayetçi olamadım. Şahısları göremedim ki yine, bir anda dayağı yiyiverdim.

Yaşadığınız herhangi bir olaydan sonra yargıya gittiniz mi?

Saldırı olaylarında, saldırganı teşhis edebildiğimiz zaman zaten karakola gidiyoruz. Ama karakolda da barıştırıyorlar. 1995 senesinde Etlik’te çalışırken, bir gün saat 18:30 gibi iki arkadaş dışarı çıktık. İçinde dört kişinin olduğu bir araba önümde durdu, zorla arabalarına bindirdiler. Yolda gidiyoruz, ben de arka koltukta iki kişinin ortasında oturuyorum. “Bu durumdan nasıl kurtulabilirim” diye düşünüyorum. Adamlar, “Bunu götürelim de öldürüverelim” diye konuşuyorlar. Bu lafları duyunca çantamdaki bıçağa elimi attım. Bıçağı çekince elimden kapıverdiler. Hem bıçağı kaptırdım, hem de üzerine yumruk yediğimle kaldım. Yapacak hiçbir şey bulamayınca hemen önümdeki el frenini çektim. El frenini çekince araba takla attı. Dışarı çıktım, oradaki bir tamirhaneye sığındım. Oradakilere, “Bunlar beni kaçırıyorlar, hemen polise haber verin” dedim. Tamirhanedeki adam da, “beni ilgilendirmez” dedi. “Sen nasıl insansın” demeye kalmadan arabadaki adamlar arkamdan geldi, ben de kendimi bir tuvalete kapadım. O zaman cep telefonu da yok, haber veremiyorum kimseye. En sonunda çıkmak zorunda kaldım. Saçlarımdan sürükleyerek dükkandan çıkarmaya çalışırlarken dükkanın camlarından birine bir tekme attım, camları indirdim. Oradan bir cam kapıp yolun karşısına koştum. Hayatımı kurtarmaya çalışıyorum; “Madem bunların elinde öleceğim, burada durayım bari” dedim, bağdaş kurup yolun ortasına oturdum. Baktım, herifler hala peşimden geliyor. Her tarafım zaten kan revan… Cama vurunca kolum kesilmiş, sonradan 12 dikiş atmışlar. Baktım ki kurtuluş yok, hiç değilse kendimi öldüreyim diye elimdeki camla gırtlağımı da kestim. Sonra oradan geçen bir taksiye kendimi attım. En son kaldığım otele gelişimi hatırlıyorum, orada kan kaybından bayılmışım. Hastaneye götürdüler, tedavim yapıldı. Bir gün sonra Anafartalar Polis Karakolu’na gidip şikayette bulundum. Beni kaçıranları da bulduk. Bunlar meğerse İsmetpaşa mahallesinin pislikleriymiş. Adamları teşhis etmemle birlikte karakoldaki taciz de başladı. Karakoldaki polisler, “Şikayetinizi geri çekin. Bu iş uzar, siz üzülürsünüz” diye tehditlerde bulunuyorlar. O kişiler istese polislerin adresimi vereceğini, gelip beni rahatsız edeceklerini biliyorum. Hem ertesi gün işe çıkacağım yine, gelip rahatsız etsinler istemiyorum. Şudur budur derken davamızdan vazgeçtik. Oğlanlardan birinin ismi Vedat, ötekininki Tahir’di, hiç unutmuyorum.

Polis size uygulanan şiddeti görmezden gelmekle kalmıyor, başınıza gelen olayları yargıya aksettirmenizi de engellemeye çalışıyor yani.

“Bunlar bizim mahallenin çocukları” diye bastırdılar, çocukları kurtardılar yani. Sabaha kadar orada oturduğumuzla kaldık. Yanımdaki arkadaşım işimiz görülsün diye polislerden bazılarıyla ilişkiye girdi. Yine de hiçbir şey olmadı. Yattığımızla, kalktığımızla, süründüğümüzle kaldık.

Şikayetçi olmanın gereksiz olduğunu, işe yaramadığını 1995’te öğrendiniz.

Gereksiz olduğunu biliyorum. Gideceğim, oralarda sürünüp uykusuz kalacağım, bir sonuç da elde edemeyeceğim. Bu hep böyle oldu. Eskiden derneğimiz, bir şeyimiz yoktu. Şimdi durum daha farklı. Eskiden böyle şeyler olduğunda bağırıp çağırarak hakkımızı aramaya çalışıyorduk. Şimdi dernek var, avukat var. Avukatımız, “Başınıza bir şey gelirse yeri keşfetmeye, kişileri tespit etmeye çalışın. Arabaya bindirseler bile arabanın plakasını alın, kaçırılırken götürüldüğünüz yerleri tespit etmeye çalışın” diyor. Sonuçta şikayet edebilmek için belirli delillerin olması gerekiyor. O zaman böyle akıl veren yoktu, hakkımızı nasıl arayacağımızı bilmiyorduk. Şimdi biliyorum. O zaman bunları bilseydim, 1995’teki olayda davacı olur, saldırganları içeri attırırdım. Çünkü onları bulmuş, tespit etmiştim. Ama bu sefer de karakol engelledi, “Hadi barışın, iş uzar, yarın bunlar başına iş açar, yollarda çalışıyorsun, başına iş gelir” dediler. İnsan da can taşıyor, korkuyorsun tabii. Ama şimdiki aklım olsa daha gözü kara olur, ceza görmeleri için her şeyi yapardım.

Artık haklarınız konusunda daha bilinçli olduğunuzu söylüyorsunuz. Hukuki süreçler eskiye göre iyiye mi gidiyor, açtığınız davalar nasıl sonuçlanıyor?

Eryaman’da çete olayları olduktan sonra birçok eylem yaptık ve davalar açtık. Ne kazandık? Hiçbir şey kazanmadık aslında. Sesimizi duyurduk, dava süresince şikayetçi olduğumuz kişiler birer sene yattılar ve çıktılar. O kişiler bize pek çok eziyet çektirdiler ama yine de sokakta onlarla karşılaşmaya devam ediyoruz. Sesimizi duyurduk ama yine ciddi bir kazanım elde edemedik. Devlet yine onlardan yana oldu.