“Tecavüzcüyü koruyan da tecavüzcü kadar suçludur!”

Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Sevgilisinin tecavüzüne uğradı. Önce tecavüzü kabullenebilmek için, sonra da etrafındakileri tecavüze uğradığına ikna etmek için uzun bir mücadele verdi. En yakınından cinsel şiddet gören genç kadın, yaşadıklarını Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
Röportaj: Cankız Çevik

Doğdum doğalı Ankara’da yaşıyorum, aslen Adıyamanlıyım. Kürdüm, Aleviyim, kadınım, komünistim, feministim… Yani toplumun en çok sorgulanmış, ezilmiş insanlarından biriyim.

Bundan yaklaşık iki sene önce sevgilimin tecavüzüne uğradım. Normalde de ilişkiye giriyorduk ancak o gün yaşananlar benim isteğim dışında oldu. Erkeklerin, kadınlardan hep yeni beklentileri vardır ya hani; vajinal seks yaparsın, oral seks ister; oral seks yaparsın, anal seks ister… Sonra sapkınca önerilerle gelir ve yapmak istemesen dahi seni zorlar. Benim de başıma neredeyse bir yıldır birlikte olduğum sevgilim tarafından böyle bir şey geldi. Bir gün şakalaşır gibi başladı ama aylar sonra aslında tecavüze uğradığımı anladım.

Tecavüze uğradığınızı sonradan mı kabullenebildiniz?

O anda da farkındaydım ama felç olmuş gibiydim, sanki orada yatan ben değil de bir kabuk gibiydi. “Far görmüş tavşan gibi” derler ya, hani… Tavşan başına ne geleceğini bilir ama yine de donakalır.

Bu olayın öncesinde de şiddete maruz kalmış mıydınız?

Daha önce de oluyordu. Bu galiba biraz benden de kaynaklanıyor. Ben el-kol şakası yapmayı severim ama o farklıydı, morartana kadar vuruyordu. Bense, pek çok kadının kendine konduramadığı gibi, “Şaka yapıyordur, ben yanlış anlıyorumdur” diye düşünüyordum. Küfür ettiğinde uyarıyordum, “Küfür etme, küfür etmek cinsiyetçi bir şey” diyordum ama bir feminist olmama rağmen durumun bütününü idrak edemiyordum. Parçaları birleştirememek vardır ya; ben meğer korkuyu aşk zannediyormuşum.

Bu kişiyle ilişkiniz nasıl başlamıştı? Öncesinde de yakinen tanıdığınız bir insan mıydı?

Hayır, aslında beni zorla öpmüştü ve ben de kendimi artık onunla sevgili olmak zorundaymışım gibi hissetmiştim. Sanki onunla olmazsam, ona ihanet edecekmişim gibi gelmişti. Benim en büyük sorunum galiba “Hayır” diyememek ve ona da “Hayır” diyemedim.

O olay da benim evimde, kendi yatağımda oldu. Düşünsenize, artık kendi evimde, yatağımda uyuyamıyorum, kendimi güvende hissedemiyorum. Onun aldığı eşyalar hala duruyor çünkü anneme anlatamadım. Mesela salonumuza kocaman bir tablo almıştı, anneme atmak istediğimi söyledim ama o, oraya yakıştığını düşündüğü söyledi. Benim başıma geleni de bilmediği için atmak istemedi. Her akşam televizyon izlerken o tabloyu görmek zorunda kalıyorum. Gördüğüm terapi sayesinde yeni yeni yatağımda uyuyabilmeye başladım. Yine de başkalarının evinde kendimi daha rahat hissediyorum.

Bu olay ne zaman yaşandı?

2011 Temmuz’unda, ben 19 yaşındayken yaşandı. Önceden tarihini hatırlayamıyordum ama artık tarihini, saatini bile hatırlıyorum. Öğleden sonra 4 gibi başladı ve yarım saat sürdü. Gerçi bir yap-boz gibi; başlangıcını tam hatırlayabiliyorum ama son kısım yok mesela, zehrini nereye akıttığını bilmiyorum.

Terapi ilerledikçe mi bunları hatırlamaya başladınız?

Evet, biraz öyle oldu. Aslında terapiyi başta kabul etmedim. İçimden bu yaşadığımı kabul ediyordum ama sanki içimdeki bir başkası, ikinci bir kişi gibiydi. Onunla  dertleşiyormuşum gibi hissediyordum. Kabul edemiyordum yani. Bir tarafım, diğerini bu yaşadığımın tecavüz olmadığına dair ikna etmeye çalışıyordu.

Yaşadıklarınızı terapistiniz dışında biriyle paylaştınız mı?

İlk anlattığım kişi yeni sevgilimdi. Çünkü aslında durumun vahametini kendim de onunla ilişkiye girerken fark etmeye başladım. Vajinismus olmuştum, kasılıyordum, ilişkiden korkuyordum, sevgilime dokunamıyordum ama bunu adlandıramıyordum. Ona söyledim ve çok rahatladım. Ama ertesi gün sanki bir yalan söylemiş de unutmuş, böyle bir şey hiç konuşulmamış  gibiydim. Hala, “Aslında böyle bir şey olmadı, ben onu kandırıyorum” diye inandırmaya çalışıyordum kendimi.

Bunu öğrendiğinde nasıl tepki verdi?

Elbette o kişiye, kendi cinsine kızdı, küfretti. Ama erkek ne de olsa… Geçmişte kendisi de başka bir kadına sözlü tacizde bulunmuş olabilir veya eski sevgilisiyle benzer bir olay yaşamış olabilir. Neticede o da erkek, asla güvenemezsin… Ben böyle düşünüyorum.

Olaydan 6 ay sonra en yakın kız arkadaşımla paylaştığımda, en azından olayı kabullenemiyor olduğumu kabullenmiştim. Çünkü anlatırken özellikle, “Bu yaşadığımı sen nasıl adlandırırsın?” diye fikrini sormuştum. Verdiği cevap “tecavüz”dü.

11 Mart 2012 tarihli Kadıköy mitinginden, Fotoğraf: fotoAkbAbA arşivi

11 Mart 2012 tarihli Kadıköy mitinginden, Fotoğraf: fotoAkbAbA arşivi

Olayla yüzleşmeye başladıktan sonra ne yapmaya karar verdiniz?

Her şeye rağmen kabullenememiştim. Şimdi biliyorum elbette, eğer tecavüze veya tacize uğrayıp uğramadığını anlamaya çalışıyorsan hiç düşünme; bu doğrudur, uğramışsındır. Çünkü psikolojik bir rahatsızlığın yoksa zaten seni bu şüpheye düşürecek hisler taşımazdın.

Eski sevgilim, benimle aynı siyasi organdaydı, kendisi de sosyalistti ve bunu partideki insanlara anlattığımda, “Erkek arkadaşındır, olabilir böyle şeyler,” “Sen yanlış anlamışsındır” gibi tepkiler aldım. Böylece hayatta bir şeyi çok iyi anladım; insan feminist bile olsa kadınlara da güvenmemeli. Çünkü feminist kadınlar da aynı tepkiyi verdi. Kendisini “feminist” olarak niteleyen, şiddet görmüş kadınlarla ilgilenen, toplantılarda tecavüze uğramış kadınların durumlarından bahseden bir kadının yaklaşımı da erkeğinkinden farklı değildi.

Acaba bunu yapan erkeği tanıdıkları için mi böyle bir koruma refleksi geliştirdiler?

Belki de parçası oldukları kurumun adını kötüye çıkartmamak içindi. Ama çok yanlıştı çünkü savunduğun literatürü korumak zorundasın. Sen bir kadınsın, ben de bir kadınım ve herşeyden öte senin yoldaşınım. Bir erkeğin aynı tutumu sergilemesini anlardım, ki yaptılar da zaten. Ama bir kadının yapması beni daha çok incitti. Hepsi ortada olanı kabul ettiler ama bir girişimde bulunmadılar. Sadece dövdüler, tuvalet temizletmek gibi pis işleri yaptırdılar, ücra bir yere sürdüler ama bir yüzleşme yapılması konusunda girişimde bulunmadılar.

Yani o kişi işlediği suçun farkına varmadı mı sizce?

Bence birine küfreden, döven ya da tecavüz eden bir insan asla bunun pişmanlığını yaşamaz. Çünkü yaşayacak olsa zaten yapamazdı. Onun için sıradan bir cinsel birleşmeydi bu. Kendisini suçlu hissetseydi benimle konuşma ihtiyacı duyardı, özür dilerdi. Bu hiçbir zaman yaşanmadı. Aksine, toplantılarda, konserlerde taciz eder gibi utanmadan bana bakıyordu, “Gel, kaçalım beraber” diyordu. Ben insanlara anlattıkça, “Yalan söylüyor, bilmediğiniz şeyler var” diyordu.

Etrafınızdaki insanların ne yönde tavır almasını isterdiniz?

Feministlerin olması gerektiği gibi davranmasını arzu ederdim. Savunduğumuz değerlere sahip çıkmalılardı. Biz siyasiler için hayatta en önemli şey siyasi faaliyet yürütmektir. Yalnız kalmaktan çok korkarız çünkü farklı düşünürüz, kendi dünyamız oluşmuştur. En basiti, “kız” ya da “bayan” değil; “kadın” deriz, öyle demeyenleri yadırgarız. Onu yalnızlaştırmalılardı, dış dünyaya atmalılardı. Ben yalnızlık çekmemeliydim, ben faaliyetten düşmemeliydim, bu kadar çok ağlamamalı, psikolojik yardım almak zorunda kalmamalıydım. Kendi ortamımda bu desteği bulmalıydım. Tabii ki bir yıl içinde buldum, birşeyler yavaş yavaş çözüldü.

Zamanla değişen şeyler nelerdi?

Partide cinsiyetçilikle ilgili daha net kararlar alındı. Mobbing yapanları teşhir etmeye başladık. Sonunda o kişiyi partiden attık. Bana bir yıl sonra da olsa Ankara Kadın Dayanışma Platformu’ndan bir psikolog ayarlandı. Biraz daha kendi halime bıraktılar beni.

Şu sıra okuduğum kitapta fail, kurban ve tanıklardan bahsediliyor. Benim durumumda tanıklarım olan örgütüm, tüm faillerin beklediği şeyi yaptılar, sessiz kaldılar. Kurbanlar, bu yüzden tanıklarına karşı kin duyarmış ama aynı zamanda destek görmek istedikleri için sevgi de duyarlarmış. Ben tam olarak bunları yaşadım işte. Orada kalmak için direndim çünkü oraya bir emek vermiştim. Ama sonuçta en güvendiğim insandan böyle ağır bir darbe alınca, tüm dünyaya olan güvenimi kaybettim.

Bugün de hala bahsettiğiniz güvensizliği hissediyor musunuz?

Aynı yakıcılıkta değil muhakkak. O kişi artık burada olmasa da onu hatırlatan her şey duruyor. Ben onunla aynı partideydim, birlikte eylemlere katıldım, aynı insanlarla, yoldaşlarla o da konuştu, onlara dokundu. Hem sevip hem nefret etmek… İşin içinden çıkamıyorum. Sadece bu kadar bedenimle gündeme gelmek istemiyorum.

11 Mart 2012 tarihli Kadıköy mitinginden, Fotoğraf: fotoAkbAbA arşivi

11 Mart 2012 tarihli Kadıköy mitinginden, Fotoğraf: fotoAkbAbA arşivi

Travmayla yüzleşme konusundaki çabalarınızı bugün nasıl değerlendiriyorsunuz? ‘Yanlış yapmışım’ dediğiniz bir nokta var mı?

Şimdiki aklım olsa kimseye söylemezdim, kendim hallederdim. İnsanlardan destek beklemek çok yanlışmış. Ben şimdi, dayak yiyen kadınların neden hemen bir kadın örgütüne sığınmadıklarını çok iyi anlıyorum. Bir şeyi gerçekten yaşamak o kadar başkaymış ki. Ben, tecavüze uğradığımda, “Atlatırım bunu” diyordum ama öyle değilmiş. Sadece feminizm kitaplarını okumakla iş bitmiyor. O kadınlara yardımcı olabilmek için psikoloji de bilmek gerekiyor. Onlara ulaşmak için onlar gibi olmamız, öyle düşünebilmemiz gerekiyor. En başta içimizdeki erkek zihniyetini yok etmemiz gerekiyor.

Şu anki ilişkiniz içerisinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Şu anki sevgilime sevgi değilse bile minnet duyuyorum çünkü o benim en zor zamanlarımda yanımda oldu. Ama bir tartışma olduğunda yaşadığım şeyi sanki bana karşı koz olarak kullanabilirmiş gibi hissediyorum. Yüzüme vurmasını beklediğim için biraz yanlış anlıyor da olabilirim. Anlattıklarımı bu kadar normal, kabullenilebilir bir şey olarak algılamasına şaşırdım. Bu kadar iyi bir erkek olmasını istemiyorum, biraz kötü olmalı ki ona karşı da nefret duyabilmeliyim. Çünkü erkeklere karşı böyle hissederken, o bu kadar iyi olduğunda ben kendimde kusur aramaya başlıyorum, kendimi sorguluyorum.

Annenizle konuşmayı neden denemediniz?

Ailem sadece ergenlikten yetişkinliğe geçerken yaşanabilecek değişimle, hayatla ilgili psikolojik destek aldığımı sanıyor. Kardeşim de küçükken sokakta tacize uğramıştı ve kardeşimle beraber, ben de, annem de çok etkilenmiştik. O yüzden bunu bilmek onları daha da üzecek, insanlara olan güvenlerini daha fazla yitirecekler ve şu an bana çok iyi gelen özgürlüğümü, beni korumak adına kısıtlamaya kalkacaklar. Ben bu özgürlüğü kazanmak için çok bedel ödedim. Feodal bağları yıkmak için, bugün buraya gelip bu röportajı yapabilmek için… Hayatta zaten birçok şeyi kaybediyoruz. Senin bedenine, sadece sana ait olan özel bir şeye müdahalede bulunuyorlar. Beden, bir sigara veya kitap değil ki; insanlar paylaşsın, hakkında konuşsun. Yani annemden asla, “Sen bunu istedin, senin yüzünden bu başına gelmiş” gibi bir şey duymaktan korktuğum için değil, tam tersine, onu korumak için anlatmadım.

Başkalarından benzer ifadeler veya ithamlar işittiniz mi?

Evet. 14 yıldır örgütlü olan bir insan, “Sevgilisidir, yapar” bile dedi. Böyle bir anlayış yok, olmamalı. Bunları söylemesine bile gerek yok ki, bir şekilde zaten hissettiriyor. Kardeşim tacize uğradığında yanında annemle ben vardık, ona destek olduk. Ama benim yanımda kendi yaş grubumdan, çoğu cinselliği daha önce hiç yaşamamış, bilmeyen birkaç kişi dışında kimse yoktu.

Aldığın psikolojik desteği faydalı buluyor musun?

5 aydır feminist bir kadın psikologdan yardım alıyorum ve her şey çok güzel gidiyor. Bence böyle bir deneyim geçiren herkesin profesyonel yardım alması gerekiyor. Çünkü kendi bedeninden iğrenir hale geliyorsun ve intiharı düşünmeye başlıyorsun.

Travmayla baş etme süreci çok ilginç; daha bugün yolda müzik dinleyerek yürürken, şarkının beklemediğim bir yerinde araya erkek sesi girince korkudan sıçradım ve sonra o halime güldüm. Bu çok kötü bir şey. Neden ben hep bu korkularla yaşayayım ki? Neden sokaktaki insanları ona benzeteyim? Neden geceleri uyuyamayayım? Neden kendime bu işkenceyi yapmaya devam edeyim? İnsan değişmeli, iyileşmeli… Ben yaşamayı, kadınları, halkları, mücadeleyi seviyorum ve bunlara tutunmak zorundayım. Tutunacak bir şeyin olmazsa kendinle uğraşmaya başlıyorsun…

Erkek egemen toplumun tezahürleri hayatın her yerinde görünüyor. Bu örnekleri, etrafınızda tacize uğrayan, kişilik hakları zedelenen kadınları gördükçe ne hissediyorsunuz?

Ben herkesten daha fazla korkuyorum, başka bir kadına bile laf atsalar ben kendimi korumaya almak istiyorum. Sokakta bir kadınla erkek arasında tartışma görsem müdahale etmek, o kadını korumak istiyorum ama kendim de korkuyorum. Korka korka müdahale ediyorum. Kaçarken direnmek istemek, direnirken kaçmak istemek… Kendimi çok aciz hissediyorum. Zaten erkeklerin en çok istediği şey de kadınların kendilerini aciz hissetmesi, özgüvenini yitirmesi. Tecavüzün mantığı da bu. Erkek tecavüz ederken bütün egonu, kişiliğini çekip alıyor içinden. Geriye bomboş bir insan olarak kalıyorsun. Birinin sana şaka olarak “salak” demesi bile zekanı sorgulamana sebep oluyor, kendini tanıyamıyorsun. İnsanın kendisiyle baş etmesi en zoru…