“Tanıdığım transseksüellerden biri bile eceliyle ölmedi”

Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Trans kadın seks işçisi Dora Özer, 9 Temmuz’da Kuşadası’ndaki evinde bıçaklanarak öldürüldü. Bu olayın üzerinden yaklaşık 20 gün geçmişken, bir nefret cinayeti de İstanbul’da yaşandı; Beyoğlu’nda yaşayan trans kadın Gaye, yine evinde öldürüldü. Peşi sıra gelen ölümlere karşın nefret suçları hala iktidarın gündemine giremedi. Faaliyetlerini İzmir’de sürdüren Siyah Pembe Üçgen Derneği’nden Demet Yanardağ, Dora’yı; basın ve kamuoyu nezdinde sıradanlaşan trans cinayetlerini ve nefret cinayetleri karşısında sessizliğini koruyarak ölümleri aklayan yargı sistemini Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.

Söyleşi: Cankız Çevik

Dora’yla bundan altı yedi yıl kadar önce Çanakkale’den İzmir’e geldiği zaman tanışmıştık. O sıralar İzmir’in durumu çok kötüydü çünkü Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’dı. Tıpkı bir dönem Beyoğlu’nda insanlara eziyet eden Hortum Süleyman gibi, Hüseyin Çapkın da İzmir’de insanları ezerek düzeni sağladığını zanneden bir kişiydi.

2000’li yılların ortalarında İzmir’de LGBT bireyler açısından nasıl bir ortam vardı?

O dönemde transseksüeller gündüz vakti dahi sokaktan toplanıyor ve saatlerce karakollarda bekletiliyor, işkence görüyorlardı. Emniyet içerisinde bir puan sistemi olduğu için polislerin Kabahatler Kanunu üzerinden aynı gün içerisinde bizlere defalarca ceza yazdığı oluyordu. Üzerimde eşofmanımla, akşamüstü 6 sıralarında bakkaldan dönerken elimde yoğurt, ekmek ve bir paket sigarayla gözaltına alındığım bile oldu. Sokaklarda trans bulamadıkları zaman ise puan alabilmek için kapılarımıza dayanır, “Bize kız verin” derlerdi. Puan sisteminin kalkmasıyla beraber en azından gündüzleri dışarıda daha rahat gezebilir olduk. Dora da henüz 18-19 yaşındayken böyle bir devirde geldi İzmir’e.

Dora yeni geldiği bu şehirde kendisine nasıl bir hayat kurdu?

Henüz çok gençti ama ona cinsiyet kimliği sebebiyle yapacak bir meslek bırakılmadığından seks işçiliği yapıyordu. Sürekli ceza kesildiği için de daha çok sokağa çıkması, daha çok çalışması gerekiyordu. “Mantığın bittiği yerde askerlik başlar” diye bir laf vardır ya hani, o laf öyle değil aslında çünkü mantığın bittiği yerde devlet başlıyor. Bu cezalar da böyle bir kısır döngü. Bu cezaları bazı arkadaşlarım, “bir çeşit vergilendirme” olarak tarif ediyorlar ama gündüz sokakta yürürken dahi kesiliyorsa, bu gasptan başka bir şey değildir!

Kuşadası’na ne zaman, niçin gitmeye karar verdi?

Ahlak büroya götürülüp parmak izleri alındı, fişlendi. Sabahlara kadar bekletildi ve sürekli aldığı cezalar da ağır geldiği için en sonunda, “Ben İzmir’de yapamıyorum, bir hayat kuramadığım gibi daha çok borca batıyorum” dedi ve Kuşadası’na yerleşti. Gideli üç dört yıl kadar oldu ama bu süreçte irtibatımız hiç kopmadı. Kuşadası’nda kendisine yeni bir çevre, bir hayat kurmuştu. Arada da İzmir’e bizleri ziyarete gelirdi. Geldiğinde daha çok geçmişte yaşadığımız güzel şeylerden bahsederdik. Ölüm bizler için her ne kadar olağan bir şey olsa da, ölümünün buradaki baskıdan kaçıp gittiği Kuşadası’nda onu bulacağını nereden bilecektik…

dora2

Dora’nın ölümü size ne hissettirdi?

Benim her yıl birkaç arkadaşım öldürülüyor. Elbette kim ölse canım acıyacak ama birlikte anılarım olan bir kişi olması beni çok daha fazla etkiliyor. Bir yandan da aklıma sürekli, “Acaba arkadaşlarım benim ölüm haberimi ne zaman duyacaklar?” sorusu geliyor. Bunu söyleyebilmek çok acı ama tanıdığım transseksüeller arasında eceliyle ölebilen bir kişi olmadı daha! Hrant Dink’in cümlesindeki gibi, LGBT bireyler de güvercin tedirginliğiyle yaşarlar. Bu yıl öldürülmemiş olman seneye öldürülmeyeceğin anlamına gelmez. Biz sürekli birileri tarafından öldürülüyoruz ve herkes buna göz yumuyor.

Trans cinayetleri sürekli münferit olaylar olarak gösterilmeye çalışılıyor ancak LGBT aktivistleri her seferinde trans cinayetlerinin politik cinayetler olduklarını vurguluyor. Bu cinayetlerin sebepleri neler?

İşin içinde o kadar çok şey var ki… Kişinin kendisini güvende hissedebilmesi için yanında güvenebileceği insanların bulunması gerekir. Transların çoğu ise ailelerinden kaçmaktan başka çare bulamamış, toplumun gözünde “kimsesiz” kalmış kişilerdir. Herkes bilir ki, bunların arkasında ailesi yok… Arkalarında devlet zaten yok çünkü polisin kendisi sürekli işkence ediyor. Yani bize zarar vermek isteyen bir kişinin vicdanı, sokakta gördüğü kediye tekme attığı zamanki kadar devreye girer. Çünkü bilir ki o kedi de yalnız, bir transseksüel de… Ama Dora’nın katili tek bir kişi değil. Trans bireyleri seks işçiliğine iten tüm devlet yapılarının bu cinayette payı var.

Trans cinayetlerinin basında ele alınış şeklini nasıl değerlendiriyorsunuz?

LGBT’ler son zamanlarda daha görünür olmalarına rağmen Dora öldürüldüğünde bu haber basına fazla yansımadı. 2010 yılında öldürülen arkadaşımız Azra’nın cinayetinin daha fazla haber yapılmasının, takip edilmesinin sebebi ise Azra’yı vuran katilin bir seri katil olması ve Azra’yla birlikte iki kadını daha öldürmüş olmasıydı. Bu kadınlardan biri bankacı, diğeriyse öğrenciydi ve onlar basın, devlet ve insanlar için Azra’dan çok daha değerliydiler. Dora için geçtiğimiz haftalarda birçok şehirde eylemler yaptık ama kaç tane basın mensubu bu eylemleri takip etti acaba? Tepkimizi haber yapan medya organları bizi hâlihazırda gören, bizimle çalışan kesimlerdi ama medyanın diğer kesimlerinden haber yapan çıkmadı. Şimdiye dek anaakım medyadan pek çok yere röportaj verdim ama tahmin ediyorum ki sonradan yöneticilerinden öyle bir fırça yiyorlar ki, ya haber hiç yayınlanmıyor ya da taraflı, çarpıtılmış bir şekilde yer bulabiliyor.

Dora'nın bir nefret cinayetine kurban gitmesinin ardından Ankara'da yapılan basın açıklamasından. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Dora’nın bir nefret cinayetine kurban gitmesinin ardından Ankara’da yapılan basın açıklamasından. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Basında Dora’nın ailesinin cenazeyi reddettiği belirtildi. Bu doğru mu?

Dora kaçıp İzmir’e geldiğinde ailesiyle sıkıntı yaşamıştı ancak cinayete kurban gitmesinin öncesinde ailesiyle arası çok iyiydi. Toplumda var olan ve öldürülmemize de zemin hazırlayan, “Bunun arkasında polis de yoktur, ailesi de” algısı, demek ki gazetecilerde de vardı ki, önemsemediler ve “Öldürülen transseksüelse ailesi de reddetmiştir” diye kabul ederek ezberden haber yazdılar. Oysaki cenazesini ailesi gelip kaldırdı. Bundan sonraki yargı süreci için de hem avukatımıza vekâlet verdiler hem de kendileri bu davanın takipçisi olacaklar. Katilin en ağır cezayı alması için elimizden geleni birlikte yapacağız.

Dava sürecine dair umutlarınız ne yönde?

Maalesef dava sürecinin alışılmışın dışına çıkmayacağını düşünüyorum. Birileri katile, “İlişkiden sonra ‘Sıra bende’ dedi,” “Kendisi bana saldırdı,” “ ‘Ben de seni yapacağım’ dedi, gururuma yediremedim” gibi cümleleri belletecek. Bunlar az ceza almaları için transseksüellerin katillerine söyletilen her zamanki cümlelerdir. Daha önce Bursa’da öldürülen bir arkadaşımız için de aynı gerekçeler dile getirilmişti ama arkadaşımız hem hormon tedavisi görüyordu hem de ameliyat olmuştu. Herkesin anlayabileceği şekilde söylemem gerekirse, hadım olmuştu. Yani onun aktif olarak cinsel ilişkiye girmesi gibi bir şey söz konusu değildi. Kaldı ki, dışarıdan hormon takviyesi alarak kadınsılaşmaya başlayan birinin vücudu artık testosteron üretmediği için ilişki yaşaması da gerçekçi değildir. Biz bunu arkadaşımızın doktor raporlarıyla kanıtladığımızda ilk defa bir mahkeme katile indirim vermedi. Ama bundan sonra o raporlara dahi ihtiyaç duymayacağız çünkü basit bir kan tahlili yapılarak kandaki hormon düzeylerinin ortaya çıkarılmasıyla da kişinin ilişkiye girip giremeyecek olduğunun kanıtlanabileceğini öğrendik. Eminim Dora’nın katili de aynı bahanelere sığınacak fakat mücadele edeceğiz…

Kuşadası’nda geçmişte de nefret cinayetleri yaşandı. Kuşadası’nda trans cinayetlerinin sıklıkla yaşanmasının özel bir sebebi var mı?

Maalesef buna alıştık ve artık “Acaba bu yıl kim ölecek?” korkusuyla yaşar olduk. Kuşadası’nın bir tatil bölgesi olması ve yazın nüfusun bir anda çok büyük bir artış göstermesinin, uyuşturucu ve alkolün ama en önemlisi de düzgün bir şekilde çalışmayan emniyetin bu cinayetlerde payı vardır. Ama bizler tüm arkadaşlarımızın davalarını takip edeceğiz ve katillerin cezasız kalmaması için elimizden geleni yapacağız. Yine Kuşadası’nda öldürülen arkadaşımız Nükhet’in katili için de önce akli dengesinin yerinde olmadığına dair rapor almaya çalıştılar. Oradan sonuç çıkmayınca, “Sıra bende” bahanesini kullandılar. Bir yandan da katilin ailesi her duruşma kalabalık bir şekilde gelip mahkeme salonunda iç çeke çeke ağlıyor. Belki yarın öbür gün Dora’nın katilinin yakınları da ortaya çıkıp, “Çocuğumuz yok yere içeri girdi” demeye başlayacaklar. Çünkü onlar için bir transseksüeli öldürmek “yok yere” hapse girme sebebi. Hâlbuki öldürülenler bizim arkadaşlarımızdı. Biz arkadaşlarımız için ağlıyoruz, katiller için değil!