“Aciz olan kadınlar değil, bizleri aciz görenlerdir!”

Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Polis, tüm ülkeye yayılan eylemlere müdahale ederken, bir yandan da kendi cezalandırma mekanizmalarını işletmekten geri durmuyor. Hem güvenlik görevlisi, hem savcı, hem de hakim olma iddiasındaki polisler, gözaltına aldıkları veya bir süreliğine alıkoydukları kişilere fiziksel işkenceyle beraber cinsel şiddet de uyguluyorlar. Ankara’da Dikmen’de sokağa inenlerden biri olan Eylem Karadağ, 26 Haziran gecesi gözaltına alındıktan sonra sokulduğu akrep adı verilen polis aracında başlayan, götürüldüğü karakolda sözlü biçimde devam eden sistematik cinsel şiddeti, Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
Söyleşi: Cankız Çevik

31 Mayıs tarihinde Gezi Parkı’ndaki müdahalenin sertleşmesi ve olayların tüm ülkeye yayılmasıyla, biz de Dikmen halkı olarak her akşam saat 21.00’de toplanarak yürüme kararı aldık. O tarihten bugüne dek neredeyse her gece Kızılay’a veya Kuğulu Park’a ulaşmak üzere yürüyüşler yaptık. Polis barikatını aşabildiğimiz zamanlar bu noktalara ulaşabildik; diğer zamanlarda geceleri mahallemize giren polislere karşı direndik. Son zamanlarda ise mahalleye çok fazla akrep, TOMA ve çevik kuvvet polisleri gelmeye, halka saldırganlık göstermeye başladılar.

Bu saldırılar karşısında hayatında ilk kez TOMA, akrep gibi araçlarla tanışan, polis saldırılarını bire bir yaşayan Dikmenlilerin tepkisi nasıl oldu?

Saldırıları sertleştirerek, gözaltı yaparak insanların sokağa çıkmasını engelleyebileceklerini sandılar ama Dikmen halkı güçlüdür. Belki çoğu kişi mahallesinde ilk defa TOMA, akrep ve bu kadar çok basın mensubu gördü fakat en büyük saldırının ertesi günü yapılan yürüyüşe 10 bin kişi katıldı. Böylece halk, “Siz ne kadar güç sahibi olursanız olun, bizler sizden korkmuyoruz. Kusura bakma Tayyip Erdoğan, biz sana mahallemizi teslim etmeyiz!” demiş oldu. AKP faşizmi polisin gazıyla, copuyla; sivil faşistlerin palaları, sopalarıyla; mahallelerde yapılan hukuksuz gözaltılar ve tutuklamalarla kendisini gösteriyor ancak artık karşılarında hiçbir şeye tepki vermeyen bir halk yok.

Dikmen halkının bu kararlı duruşu karşısında polis de yöntemlerini sertleştirdi. Gözaltına alındığınız 26 Haziran gecesi neler yaşandı?

Akreplerin, TOMA’ların her daim volta attığı Diyarbakır sokaklarını hayal edin; Dikmen de aynı o hale gelmişti. Bu isyanda biz yorulmadık ama polisler yorulmuş olacaklar ki o gece bizi tamamen bitirmek niyetiyle saldırdılar. Diğer akşamlar Polis Evi kavşağında konuşlanmalarına rağmen o gün hiçbir uyarıda bulunmadan Keklik’in hem yukarısından hem de aşağısından bir anda saldırdılar. Anlayacağınız, kitleyi dağıtmak gibi bir amaçları yoktu çünkü dağılacak bir kitle varsa da zaten dağılacak, kaçacak alan bırakmadılar; ara sokaklara girdiler, sıradan evlerin içine gaz attılar, esnafların camlarını kırdılar, çok sevdiğimiz bir manav amcamızın karpuzlarını dahi tek tek kırdılar.

Dikmen halkının polise karşı kurduğu barikatlardan biri.

Dikmen halkının polise karşı kurduğu barikatlardan biri.

Polis taarruzu sırasında size ne yaptınız?

O sırada farkına varamadık ama sürekli kaçışma-geri toparlanma hali o kadar uzun sürmüş ki… Gözaltına alındığımızda saat gece 1 olmuştu. Benim yanımda bir komşumuzun 17 yaşındaki oğlu vardı. Onunla bir ara sokağa girerek sığınabileceğimiz bir yer aradık ve civardaki kıraathaneye birisinin girdiğini görünce bizi de içeriye almalarını rica ettik. Bir yandan gaz bombası sesleri de yaklaşıyordu; polisin ara sokaklarda olduğunu anlamıştık yani. Maalesef kıraathanedekiler yardım etmek yerine kapıyı kilitleyip camın arkasından bizimle dalga geçmeyi yeğlediler. Kendi insanlıklarına yakıştırdıkları şey buymuş, ne yapalım…

Polis sokakta olduğunuzu fark ettiğinde size nasıl yaklaştı?

Üzerlerinde yelekleri olan 7-8 tane sivil polis geldi. Amirleri, “Alın bunları alın! Siz kimden kaçıyorsunuz? Kimden saklanıyorsunuz!” dedi ve kıraathanedekilerin bakışları altında bizi darp ederek araca sürüklemeye başladılar. Kollarımıza girip öyle bir götürdüler ki; ayaklarımı yere dahi basamıyordum. İnsan gecenin bir yarısı bu yaşadıkları karşısında panikliyor elbette, başına ne geleceğini kestiremiyor. Nihayetinde bunlar Ethem’i öldürmüş, serbest bırakılmış ve hala bellerinde silahla gezen şiddete meyilli insanlar. Sürekli boynumuzu sıkıyor, kafamızı yere doğru bastırarak “Bakma yukarı, nereye bakıyorsun!” diye bağırıyorlardı. Çok profesyonelce, bilinçli olarak yapıyorlardı her şeyi. Önce arkadaşımı döverek akrep denilen aracın içine attılar. Onun içeride devam eden, “Vurmayın, dövmeyin!” bağrışlarını duyabiliyordum. Sonuçta ortada bir mukavemet yok, gözaltına aldınız işte, neden daha vuruyorsunuz? Götür, gereken işlemi yap!

Yanınızda bulunan 17 yaşındaki arkadaşınızı darp ederlerken, sizi baskı altında tutmak için nasıl bir şiddet yolu izlediler?

Şiddet sadece darp almak değildir, “Bir kadının canını en çok nasıl acıtırız?” diye düşünerek beni darp etmek yerine taciz etmeyi tercih ettiler. Bu gayet sistematik, planlı bir şekilde yaptıkları bir işti. Aracın içerisine sokulduğumda durum daha da kötüleşti. O küçücük aracın içerisinde önde bir amir, yanımızdaysa altı tane polis vardı. Amir araca biner binmez, “Siz bunları neden oturtuyorsunuz? …yapsanıza! Alın altınıza ezin” diye küfür etti. Emri alan polisler üzerimize oturdular ve bir tanesi o sıkışıklıkta kendisi de rahat hareket edemediği için dirseğiyle boynuma, göğsüme dokunmaya devam etti. Bir yandan da bana “Korkma kız, bir şey yapmayacağız” diyordu. Bu, aslında “Sen sesini çıkartma, biz yapacağımızı yaparız” demek oluyor. Hareketleri ve söyledikleriyle size tecavüz edebileceklerine dair bir his yaratıyorlar. Ben bu korkuyu yaşarken yanımdaki çocuğa da vurmayı sürdürüyorlardı.

O gece yaşadıkları sonrasında, onun hissettikleri ne oldu?

Orada kendisi darp ediliyordu ama bir yandan da polislerin bana yönelttikleri soruları, diyalog kurma çabalarını işitiyor ve ortada bir rahatsızlık olduğunu anlıyormuş. Polisler bir yandan bedenime dokunurken bir yandan da bana sürekli, “Kız, sen kaç yaşındasın? Okuyor musun? Korkma bir şey yapmayacağız. Elini uzatsana…” gibi şeyler söylüyorlardı. O da tabii, “Demek ki bir şey yapıyorlar ki bu gibi cümleler söylüyorlar” diye düşünmüş. Karakola vardığımızda onu Çocuk Şube’ye sevk ettiler ve orada annesini görebildiğinde ilk söylediği şey “Anne ben iyiyim ama Eylem ablam çok kötüydü, gidip onu görün” olmuş.

Akrep adıyla bilinen polis aracı, Ankara Kurtuluş'ta protestoculara müdahale ediyor. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Akrep adıyla bilinen polis aracı, Ankara Kurtuluş’ta protestoculara müdahale ediyor. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

Bu diyalog çabalarına karşı siz nasıl tepki veriyordunuz?

Aslında kadınlar aynı faşizmi sokaklarda da yaşıyorlar. Orada sizi taciz eden kişiye bağırıp tepki gösterebiliyorsunuz. Ama ben o gün tecavüze uğrayabileceğimi, başka arkadaşlarımın başına geldiği gibi dövülerek bir köşeye atılabileceğimi sandım ve ses çıkartamadım. Tacize uğrarken ses çıkaramamış olmayı, olayın sonrasında kendime asla yediremedim. Ben o an bağıramadım! Korkuyorsunuz, bu çok doğal çünkü usule uygun hiçbir şey yapmıyorlar. Her şey onların elinde…

Benim yaşadıklarım sadece Haziran Direnişi süresince değil, öncesinde de sistematik bir şekilde kadınlara yaşatılan şeyler. Elbette, erkeği de darp ediyorlar ama kadınları aciz gördükleri için onları bedenleri üzerinden yaralamaya çalışıyorlar. Anlayamadıkları şey şu; aciz olan bizler değiliz. Asıl elleri arkasından kelepçeli bir kadını taciz eden, ona vuran kişiler aciz. Yaptıkları kendi karakterlerini, insaniyetlerini gösteren bir şey…

TEM Şube’ye götürüldüğünüzde de uğradığınız tacizler sözlü veya fiziksel olarak devam etti mi?

Şubede ifade vermek üzere beklemem için beni akrepten indirerek bir polis otosuna bindirdiler ve karşıma saçı başı dağınık bir kadın arkadaşı oturttular. Hemen ona sordum; “Bak, ben tacize uğradım. Çok kötü durumdayım. Senin de başına böyle bir şey geldi mi? Geldiyse susma, sen de söyle” diye. Kadın, sadece yüzüne vurduklarını, taciz edilmediğini söyledi ki, onun adına sevindim açıkçası. Sonra birisi gelip suratımı dışarıya çevirmeye çalıştı. Polis kameramanı gelmiş benim fotoğrafımı çekecekmiş. Ben izin vermek istemeyince suratıma bir tokat atıp, “Ben seni karakolda da çekerim, her yerde de bulurum, bu kadar uğraştırma” diye tehdit etti. Kafamda hala Halkevleri’nin şapkası takılıydı, onu da bir hışımla çekip yere attı. İşte bu da onurumuzu zedelemek, değerlerimizi aşağılamak için yapılmış bir hareket sonuçta. Daha sonra kimi karakol polisleri aracın kapısını açıp, “Su içer misiniz? Sigara içer misiniz?” diye sormaya başladı. Kabul eden arkadaşlar oldu ama ben tavır olarak, “İşkence yapıyorsunuz, daha az önce dövdünüz bizi, içmiyorum elbette” dedim. Bunun üzerine, “Bunlar şerefsiz, hepsi vatan haini. Bunları erkeksiz bırakmayacaksın” gibi laflar etmeye başladılar. Yanındaki bir başka polise dönerek, “Sen bekârdın, değil mi?” diye sorup önümde bunun geyiğini yaptılar. Yani aşağılamalar, tavizkâr ifadeler sürekli devam etti.

Adli tıbba götürüldüğünüzde darp raporu alabildiniz mi?

Doktorlar eğer bir yerinde darp izi yoksa beyanını dikkate almıyorlar. Ben darp izi taşımasam da kafama sürekli darbe aldığımı, sonrasında bir travma yaşayabileceğimi söyledim ama doktor, “Eğer iz yoksa rapor yazamam” dedi. Nezarethane sonrasında savcılığa sevk edilmediğimiz için sabah tekrar adli tıbba gönderilip ardından serbest bırakıldık ve o seferki doktor da aynı şeyi söyledi. Biraz da doktorun kişisel inisiyatifine kalmış bir şey galiba.

O gece size yaşatılanlara dair hukuksal bir süreç başlattınız mı?

Yakalama tutanağında beni yakalayan polislerin isimleri geçiyor. Geçtiğimiz hafta bu kişiler hakkında suç duyurusunda bulundum. Adliyeye gitmemin bir gün öncesinde ise Ankara Emniyeti hakkımda yazılı bir açıklama yaptı ve “Eylem Karadağ denilen şahıs daha önce üç kez gözaltına alınmıştır ve üçünde de taciz iddiasında bulunması çok manidardır” dedi. Daha önce de gözaltına alındığım doğru ama onlarda herhangi bir taciz iddiam olmadığını avukatım da belirtti zaten. Eğer ki tacize uğramış olsaydım o seferde de her yerde anlatırdım. Ankara Emniyeti’nin beni itibarsızlaştırma çabası, tam da kadınların neden cesaretini kaybetmediğini, neden susmayıp sokaklarda olduğumuzu gösteriyor.

Bu insanların tek yaptıkları kadını sindirmeye çalışmak, dövüp sokağa atmak, kocası tarafından şiddet gören kadını korumamak, hatta onu suçlu bulmak, beyaz pantolon giydi diye iffetsiz görmek veya mini etek giydi diye ona tecavüz etmeyi kendine hak görmek… Biz AKP iktidarının bu kadın düşmanı politikaları yüzünden sokakları terk etmiyoruz. Korkmamamız gerekiyor, ismimiz de fotoğraflarımız da basılsın, hiç önemli değil. Susmayalım ki onları utandıralım, korkutalım. Biz sustukça onlar bu davranışları sürdürüyor.

2 Temmuz'da Eylem Karadağ ve Halkevci Kadınlar, suç duyurusunda bulunmalarının ardından basın açıklaması yaparken. Fotoğraf: Sendika.org

2 Temmuz’da Eylem Karadağ ve Halkevci Kadınlar, suç duyurusunda bulunmalarının ardından basın açıklaması yaparken. Fotoğraf: Sendika.org

Başta Başbakan olmak üzere, siyasilerin ifadeleri ve mahkemelerin onları koruyan kararları sizce polislerde bir özgüven, halktaysa bir korku yarattı mı?

Polislerin sırtlarının sıvazlanması, “destan yazıyorlar” denmesi onlara elbette büyük bir güven getirdi. Dikmen’de bunun çok somut bir örneğini Halkevleri’nden arkadaşımız Sıla Uzunpınar’ın Ahmed Arif Parkı’nda gündüz vakti gözaltına alınmaya çalışılması şeklinde yaşadık. Arkadaşımız kimliğini dahi göstermeyen birkaç sivil polis tarafından darp edilerek araca bindirilmeye çalışırken mahalleli,  “Sen bizim mahallemizin kızını nasıl darp edersin? Nasıl götürmeye kalkarsın!” diye duruma karşı çıktı ve Sıla’yı çekiştirmeye başladılar. O sırada bir kadın polis hemen silahını çıkarttı. O kadar kolay işte… O hareketle, “Benim Başbakanım bile benden hesap sormuyor, siz kim oluyorsunuz?” demek istedi. Ama mahalleli çekinmeden üzerine yürüyüp, “Sok o silahı yerine” deyince kendisi korkup kimliğini göstermek zorunda kaldı. Beni alanlar da sivil polislerdi; her sokağa çıktığımda, “Acaba takip ediliyor muyum?” diye tedirgin oluyorum ama yüzlerini de göremedim ki, nasıl tanıyacağım?

Emniyet’in hakkınızda açıklama yapmış olması bir yanıyla devletin sizin farkınızda olduğunu gösteriyor. Herhangi bir başka kurum da sizinle irtibata geçmeye çalıştı mı?

Daha dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’ndan bir kişi aradı ve “Size psikolojik veya hukuksal destekte bulunmak istiyoruz, kabul eder misiniz? Sizi sivil polislerin aldığını söylemişsiniz, koruma talebinde bulunur musunuz?” gibi şeyler sordular. Elbette sokağa çıktığımda korkuyorum ama asıl bir de tekrar gözaltına alınırsam ve beni alan polisler benim “Eylem” olduğumu biliyorlarsa “Acaba daha farklı bir muamelede bulunurlar mı?” endişesi taşıyorum. Onlara suç duyurusunda bulunduğumu, yanımda bir sürü avukatın, kadın arkadaşın, basının olduğunu ve psikolojik desteğimi de Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan aldığımı söyledim. Ama asıl Bakan Fatma Şahin’e iletilmek üzere, bugüne kadar bir sürü kadının gözaltılarda tacize, tecavüze uğradığını, kendisinin bir kere bile çıkıp bu kadınların yanında olduğunu söylemediğini ifade ettim. “Eğer bir destekte bulunacaksa bizleri desteklediğini göstersin, bu erkek şiddetini birlikte yeneceğimizi söylesin ve samimiyetini kanıtlasın” diye de ekledim. Karşılığında bu söylediklerimi kendisine ileteceklerini belirttiler ancak Fatma Şahin kürtaj meselesinde nasıl ki sesini çıkartmadıysa, bu olaylarda da aynı yolu izleyeceğini tahmin ediyorum.

Gözaltında tacize maruz kalan ilk ya da son kadın ne yazık ki siz değilsiniz. Hem emniyetin hem de Bakan Şahin’in sizinle bu şekilde ilgilenmesini neye bağlıyorsunuz?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bizi tanıyor. Bizler Halkevci kadınlarız. Kürtaj yasağı, sezaryen yasağı gündeme ilk geldiğinde biz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın önündeydik. O gün Antalya’da sezaryene alınmadığı için bir kadın arkadaşımız hayatını kaybetti. İsteğimiz Bakanlık binasına girmek veya orada olay çıkartmak değildi; sadece Bakan Fatma Şahin’in gelmesini ve hiç değilse bir özür dilemesini istiyorduk. Ardından Mamak’ta Zülfü Öztürk’ün kocası tarafından öldürülmesinden sonra bizler onun adını bir parka vermeye çalışmış kadınlarız. Bu sebeplerden dolayı Ankara Emniyeti’nin açıklaması da bizi yalnızlaştırmak, “Bakın zaten bunlar ortamı geren, sürekli sokaklarda olan insanlar” demek için yapılmış bir açıklamadır.

Açık yüreklilikle meydanlara, sokaklara çıkalım; bu olanları, bu polisleri teşhir edelim. Yaşadıklarımızın üzerini kapatmaya çalışanlar bizler olmayalım, çünkü yaptıkları şeyler onların acizliği, onların kaybıdır. İktidar yanlıları söylediklerimizi kapatmaya çalıştıkça biz korkusuzca daha da üzerlerine gidelim! Bütün kadınlar özgürlük için sokaklarda olmalı!