“Nefret cinayetlerini tetikleyen sistem daha ne kadar sürecek?”

    Fotoğraf: Cankız Çevik

    Transseksüel bir seks işçisi olan Selay, yıllar boyu çeteler ve polis kuvvetlerinin uyguladığı şiddeti, şikayetlerine cevap vermeyen yargı sistemini, uğradığı haksızlıkları görmezden gelen, onları korumaktan aciz kalan adaleti Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
    Röportaj: Cankız Çevik
    Geçmişte pek çok olay gelmiştir başınıza elbette ama şiddet olaylarıyla ilk defa ne zaman ve nasıl tanıştığınızı anlatabilir misiniz?

    2000’li yılların başında, Pembe Hayat Derneğimiz kurulmadan önce herkes biliyor ki Ankara’da “Balyoz Timi” denilen bir tim vardı. Genelde seks işçilerine yönelik şiddet uyguluyor, gördükleri transseksüelleri alıp, dövüp, vurup, Mamak çöplüğüne veya benzer yerlere atıyorlardı. Ben de o dönemde bu tip olayları yaşadım. Örneğin kafama marketten siyah poşet alıp taktıklarını bilirim. Bu şiddet olayları bu kadar yoğunlaşınca, sokağa bile çıkamaz hale geldik. Korku içindeydik sürekli.

    Bir keresinde arkadaşım “gel bir çay içelim” diye beni çağırdı. Yanına gitmek üzere taksiye binmiştim ki önümüzü bir minibüs kesti, balyoz timinin minibüsü yani. “Ne oluyor burada?” dediler. “Arkadaşıma gidiyorum, siz taksinin önünü kesiyorsunuz” dedim. Polis olduklarını söyleyince, ben de kimlik görmek istedim ancak bana “Hassiktir lan, ibne! Sana kimlik mi göstereceğiz bir de!” diye karşılık verdiler. Beni yaka paça döverek arabadan çıkartmaya çalıştılar, bayağı darp ettiler. O sırada arkadaşlarım geldi de götüremediler. Saldırganları mahkemeye verdim. Hakim neyse ki iyi bir hakimdi de beraat ettik.

    Afedersiniz, mahkemeye veren sizsiniz ama beraat ettiğiniz için seviniyorsunuz. Nasıl oluyor bu?

    Tabi, mahkemeye veren bendim ama zanlı olarak, 2 yıl hapis istemiyle yargılandım. Şok oldum. Arkadaşıma hatta dedim, “Biz o kadar dayak yedik, şiddete uğradık, ben bunları mahkemeye verdim de beraat ettim, nasıl iş bu?” diye. Ben de daha anlayamamıştım o zamanlar bu hak hukuk işlerini. Sokakta başıma bir şey gelse de uğraşmak istemez, dayağımı yer evime giderdim. Kiminle, nasıl uğraşacağım ki? Arkamda kimse yok, danışabileceğim bir sivil toplum örgütü yok. Tek başıma çalışan bir seks işçisiydim, birkaç tane de benim gibi arkadaşım daha vardı.Bu davada polisler öyle bir ifade vermişlerdi ki; “Arabadan indi, üstümüze saldırdı, anamıza babamıza küfür etti, bize vurdu” diye. Taksici arkadaşlar Allah’tan görgü şahitliği yaptılar; “Yok biz hiç küfür falan duymadık” dediler de öyle beraat ettik.

    Bu olaydan sonra polisle benzer sorunlar yaşadınız mı?

    Başka bir sefer, dört arkadaş benim arabamın içerisindeydik. Polis takip edip, devamlı anons geçiyordu, çektik kenara. Polis geldi, “Arabadan ineceksiniz, kabahatlar kanununa göre size ceza keseceğim” dedi. “Biz yolda gidiyoruz, bir şey yapmadık, sen neden benim seyahat özgürlüğümü kısıtlıyorsun?” dedik. Bu defa bağırıp çağırmaya başladı, bizi karakola götüreceğini söyledi. Halbuki biz alkollü değiliz, benim ehliyetim, ruhsatım yanımda, arabama dair bir sıkıntı yok. Neden gidelim? Karakola gitmemek için direnince arabanın içerisine gaz sıktılar.

    Bu olay ne zaman ve nerede gerçekleşti?

    Galiba 2008’di. Mevki olarak da hep Esat’ta. Tüm olaylar Esat’ta olur. Bayağı gaz ve dayak yedik, her tarafımız kan içinde, sürüklenerek karakola götürüldük. Yine biz dört-beş kişi şikayetçi olduk. Ama bu defa ben bütün o tartışma sırasında kameraya çekiyordum olanları. Mehkemede polislerin ifadeleri yine akıl almayacak gibiydi. Ben onlara demişim ki; “Sizi sürdüreceğim, benim param pulum var, siz kimsiniz ki? Ben bir sürü polis sürdürdüm, sizi de sürdüreceğim, dağa kaldırtacağım..” gibi, neler neler, hayal edemeyeceğim ifadeler kullanmışlar. Böylece o davada da biz 6 ayla 2 yıl arası hapisle yargılandık. Mahkemede, “Hakim Bey, kayıtlar burada, açın oradan seyredin” dedim. Hakim kayıtları izledi ve onların iddialarının kayıtlarda bulunmadığını gördü. Kendileri de orada izledikleri için hiç bir cevap veremediler. Böylece biz tabi yine beraat aldık.

    Siz beraat alıyorsunuz ama karşı taraf da herhangi bir ceza almadan kurtulmuş oluyor.

    O da hiç ceza almıyor tabii, haklısın. Düşünsene, beraat ettiğimize seviniyoruz. Üstelik bir de benim arabamın plakasını almışlar, sürekli evime trafik cezaları geliyor. Haftada iki-üç kere bana trafik cezası geliyordu. Arabamı mimlemişler, yolda gördükleri an ceza kesiyorlardı. 2 ay içerisinde yaklaşık 2 bin lira para cezası ödedim.

    Çektiğiniz görüntüler başka olaylarda da haklılığınızın ispatına yardımcı oldu mu?

    Evet. Benzer bir olayda, yine benim arabamda üç arkadaştık. Marketten sigara almak için durduğumuz sırada bir polis arabası önümüzü kesti. Arabadan çıkan memur, “İnin, kabahatlar kanunundan ceza yazacağım. Siz travestilik yapıyorsunuz” dedi. Bir kere çok komik, “travestilik yapmak” ne demek? Ben bu kez kamera elimde, olayı en başından sonuna dek çektim. İnersiniz, inmezsiniz tartışmaları sırasında arabada arkada oturan arkadaşım hiç ağzını bile açmadı. Görüntülerde var. Bizim alkolsüz olmamıza, ehliyetimiz, ruhsatımız, her şeyimiz olmasına rağmen yine birbirimize girdik. Yine bize hakaretler, küfürler edildi.

    Fiziksel şiddete de maruz kaldınız mı?

    Bu sefer darp edilmedik ama bir arkadaşım gitmemek için direnirken onu zorlamaya kalktılar, arkadaşım bağırıyordu “Kolum, kolum” diye. Görüntülerde hepsi var zaten. Yine şikayetçi olmaya gittik. Mahkemeye gittiğimizde polis arkadaşla ben konuştum. Bizimle bu olayı yaşayan polis başbaşa konuştuğumuzda, “Selay, ben bu olayın büyümesini istemiyorum. Mahkemede de zaten sizden şikayetçi olmayacağımı söyleyeceğim. Biz hep karşılaşan, yüzyüze gelen insanlarız, böyle olsun istemezdim, siz haklısınız aslında” dedi. Hakikaten de mahkemeye çıktığında da, “Arabayı ben durdurdum. Hareket etti Selay, o sırada ayağım sıkıştı ama yaralanma falan bir şey yok. Ben büyümesini istemiyorum olayın, şikayetçi de değilim” dedi hakime. Sonra hakim baktı bize, arkadaşım Buse’yle bana 6’şar ay hapis cezası verdi. O hiç konuşmayan kıza da 1 yıl 2 ay verdi. Küfür ettiğini söyledi. Neden bu cezaları aldık? Pasif direniş suç değil ki? Üstelik biz gitmiş şikayetçi olmuşuz. Hakim bana sonradan şöyle dedi, “Selay, bak senin önceden sabıkan yok. Seni rafa kaldırıyorum 5 yıl, kimseye karışmayacaksın.” Ben de şöyle dedim, “Benim her gün polis tarafından arabamın önü kesiliyor, şiddete, hakarete maruz kalıyorum, nasıl olacak bu iş? Üstelik ben şikayetçi olmuşum bu sistemden. Üç kez şikayetçi olmuşum, her seferinde ben 2 yıldan yargılanıyorum. Var mı böyle bir şey?” Hakim de, “Sen sus. Polis seni durdurduğunda ne olursa olsun uyacaksın” diye cevap verdi.

    Peki sizi durduran polis, madem sizi tanıyordu ve şikayetçi olmayacaktı, en başta neden durdurdu?

    Biz zaten işlerin bu kadar keyfi, dayanaksız olmasından dolayı ne yapacağımızı bilemedik. Tüm bu başımıza gelenlerden sonra arkadaşım Buse’yle derneği kurmaya karar verdik. “Kızları bir araya toplamamız, böyle olayları takip etmemiz lazım yoksa çoğu kız çöplüklerde ölecek” dedik.

    Bu hareketlenme 2002 yılında yaşadığınız ilk olaydan sonra oldu değil mi?

    Evet, ilk olaydan sonra dernekleşme çabası içine girdik. KAOS GL’den gidip bilgi aldık, dergiler toplayıp onları okuduk. Buse’yle ikimi kapı kapı gezdik. Ne yapacağımıza dair hem birbirimizi hem de diğer kızları eğittik. Bu iş çığrından çıkmış çünkü her gün saatlerce karakollarda keyfi gözaltılarda tutuluyoruz. Pembe Hayat Derneği’nin kuruluş sürecinde pek çok çetelerle uğraştık. Eryaman Çetesi örneğin, orada çalışan kızlar her gün ağlıyorlardı. Onları linç ediyorlardı, borularla, zincirlerle dövüyor, jiletlerle kesip; kızların arabalarını parçalıyorlardı. O çeteyi, günlerce sokaklarda mumlu eylemler, basın açıklamaları yaparak biz yakalattırdık. “Bu insanlar, kimlikleri, adresleri, araçlarının plakaları bile belli olmasına rağmen nasıl yakalanamazlar?” diye sürekli baskı yaptık, karakolun önünde oturduk. Sonunda yakalandılar, 2 yıl ceza alıp çıktılar.

    Eryaman’daki saldırıların sebebi neydi?

    Eryaman’daki nefret cinayetleri üzerine yapılan basın açıklamasından bir kare.

    Gün geçmiyor ki bir saldırı, bir nefret cinayeti olmasın. Çünkü sistem sana seks işçiliğinden başka bir yol tanımıyor. Gecenin 1’inde, 2’sinde işe çıkınca da her türlü tehlikeye açık oluyorsun. Sonuçta seks işçiliği yapıyorsun, kimin iyi kimin sapık olduğunu bilmiyorsun. Her an her şeyle karşılaşma ihtimalin var. Kelle koltukta çalışıyorsun. Sana bu sistem, iş, aş vermiyor, sosyal hak veya eğitim vermiyor ki! Nasıl yaşayacak peki bu insanlar? Zorunlu seks işçisi olarak. Zorunlu seks işçisi olmayan insanlar için de öyleyse korunaklı yerler açılsın. Biz travestiler, transseksüeller istiyor muyuz sanki mini etekle, göğüslerimiz açıkta, alkol ya da uyuşturucu almış halde sokaklarda kendi bedenlerimizi satmayı? Ne kadar zor, ne kadar üzücü bir şey bu. Ama devlet ve toplum hiç bir şekilde bizi korumayıp, sokağa atıp, bir de sürekli para cezaları kesince yapmak zorunda kalıyorsun. Birçok arkadaşımın 5 bin-10 bin liralara kadar Kabahatler Kanunu’ndan cezaları var. Ödemediğin takdirde katlanarak artıyor, evine haciz gelmesi, cezaevine girme riskin var. Bu insan, bu parayı kazanmak için ne yapacak, mecburen seks işçiliği yapacak.

    Size baskı yapan birimlere baktığınızda da Ankara Esat Karakolu’nun farklı bir yerde durduğunu söylediniz. Transseksüeller bu karakolun özel ilgi alanı mı?

    Esat karakolu eskiden gerçekten böyle değildi. Bu son 5-6 yıl içerisinde öyle bir ayrımcılık, usulsüzlük yapmaya, şiddet uygulamaya başladı. Bu karakolda olanlar aldı başını gitti.

    Acaba önceleri transseksüeller çok fazla bu bölgede oturmuyorlardı da, sayıları arttıkça polis ayaklarını kesmek için mi böyle sert yöntemler uygulamaya başladı?

    Hayır, ben 15 senedir burada oturuyorum. Son 7-8 senedir Esat Karakolu’nun bize yaptıklarını başka hiç bir bölgede yaşamadık. Suçsuz olsan dahi her olayda ayrımcılığa uğruyorsun. Herhangi bir meselede heteroseksüel bir bireyden şikayetçi olduğunda dahi sadece heteroseksüel olanın ifadesini dikkate alıyor. Bana karşı ileride haksız duruma düşmemesi için kabahatini nasıl gizleyeceğini öğretiyor ona.

    Devlet görevlileri dışında örneğin bir arada yaşadığınız komşularınızdan bir baskı ya da tepki görüyor musunuz?

    Pembe Hayat Derneği üyeleri, Esat Karakolu’ndaki hukuksuz işlemler hakkında basın açıklaması yaparken.

    Daha önce şimdi yaşadığım evin karşısındaki apartmanda oturuyordum. O apartmanda 5 yıl apartman yöneticiliği yaptım. Mahalle travestilere karşı o kadar önyargılı, o kadar korku içindeydi ki… Ben evi ilk aldığımda herkes benden çekindi. Bir süre sonra apartman toplantısına gittiğimde eski yönetici benimle mutfakta konuştu; “Selay Hanım, siz buraya ilk taşındığınızda biz çok korktuk, çoluğumuz çocuğumuz var, nasıl yaşayacağız bununla burada diye, ama sizi birkaç ay içerisinde tanıdıktan sonra ne kadar güzel bir insan olduğunuzu anladık. Bizim bütün ön yargılarımızı kırdınız. O yüzden kabul ederseniz, bu toplantıda sizi yönetici yapmak istiyoruz” dedi. Benim tabi çok hoşuma gitti, kabul ettim. Apartmanda 15-16 daire vardı ve ben hepsinin evine gider, gelirdim. Hatta örneğin anahtarımı unuttuğumda evlerinde kaldıklarım  bile oldu. Kimilerinin çocukları bana gelirdi, yemek yapardık beraber, hala da öyleyiz. Şu karşıdaki apartmanda böyle güzel yaşarken, şimdi yaşadığım daireyi almaya kalktım. Şimdi üst komşum olan kişi, “Kesinlikle travestiye sattırmam ben o evi” diye tepki gösterdi. O sıralar beraber olduğum 12 yıllık bir partnerim, sevgilim vardı. Onu araya soktum görüşmesi için. Neticede inat ettim aldım bu evi. Daha ben taşınmadan, üst komşu sevgilimi merdivende sıkıştırmış, yalvarmış “Ne olursunuz ikna edin, gelmesin. Biz istemiyoruz onu burada” diye. Ben tabi bunları duyunca bayağı sinirlendim, yukarı çıkıp tartıştım.

    Oysa ki siz senelerdir burada yaşayan, mahallelinin de tanıdığı bir kişisiniz, değil mi?

    Tabii ki, herkes beni tanıyor. Bu apartmanda böyle yapılınca şok oldum. Ama aradan biraz zaman geçtikten sonra yavaş yavaş hepsi evime gelmeye başladılar. Sonra ben de onlara gitmeye başladım. Gayet saygılı, sevgi içinde bir ilişkimiz var. Hatta şu sıralar bana burada da yöneticiliği vermek istiyorlar ama kabul etmiyorum. Şu an mahallem benim ailem gibi. Buradaki herkesle, komşularımın çocuklarıyla, eşleriyle sohbetim var. Hepsi beni çok sever. Onları etkinliklerimize, tiyatroma davet ediyorum. Elimden geldiğince dergilerimizden götürüyorum. Yani ben onları; onlar beni kabul etti, hiç bir sorun yaşamıyorum. Ama genel olarak pek çok travesti, transseksüel arkadaşım ev bulmakta zorlanıyorlar.

    Siz nasıl böyle güzel ilişkiler kurmayı başardınız?

    Benim şöyle bir avantajım var; burası benim özel evim. Ben evime asla erkek almıyorum, çalıştırmıyorum. Yani kendi özel yaşantımdan uzak tutmaya çalışıyorum. Yıllardır da bunu böyle yaptım ve bunun etkisi olduğuna inanıyorum. Ben buraya da her gün üç beş tane erkek alsam, ister istemez rahatsızlık oluşurdu. Oturduğum apartmanda birkaç tane seks işçisi sürekli eve erkek alsa, ben de tedirgin olurum ister istemez.  Ama ben onları dışlamak yerine, topluma katmak için, bu sistemle mücadele etmeleri için nasıl bir yol izlemeleri gerektiğine dair yardım almaya çalışırım. Oysa insanlarda hemen önyargıyla yaklaşıyor. Bu insanın geçimi bu, ne yapalım? Keşke başka bir yol olsa zaten bunu yapmaz. Veya yapacaksa da keşke bu kişilere yer açılsa da saatinde evlerine gidip, saatinde gelseler. Tabuları bu şekilde yıkmak gerekiyor.

    Dergi dağıttığınız, bire bir sorunlarızı anlattığınız komşularınızdan dernek çalışmalarına katılan, sizin hak arayışınızı destekleyenler var mı?

    Aktivist yönümü gizlemiyorum kimsede. Hepsi benim seks işçiliği yaptığımı da biliyor, oturuyor konuşuyoruz. Kimileri tiyatroma geldi, gelemeyenler de tebrik etti, “Nasıl geçti?” diye ilgilendi.

    Sizi ilgilendiren meselelere medyanın bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Din, ahlak, namus kavramları çok ön planda. Mesela medya ne yapıyor; travestileri arabalara vururken, dükkanların camlarını indirirken gösteriyor. Toplumumuz da bunu görünce, “Aa, travesti işte bunlar pislik, yapar” diyor. Oysa ki o olayın bir kare öncesini gösterseler; ya saldırıya uğramışlardır, yaralı bir arkadaşları vardır, ya da doktor travesti diye hastayle ilgilenmek istemiyordur. Yani o kızın nasıl bu hale geldiğini göstermiyor.

    20 Kasım 2011 tarihli Nefrete Karşı Yürüyüş etkinliği kapsamındaki basın açıklamasından bir kare. Fotoğraf: Kaos GL

    Hiç çalışırken, birlikte olduğunuz kişilerden şiddet gördüğünüz oldu mu?

    En sonuncusu işte bir ay önce oldu. Bir müşterimle tartışıyordum. İstemediğimi söyledim o, “Bırakmam, öldürürüm, sen benimsin” diye çekiştiriyordu. Sonunda birbirimize girdik, bir demire kolumu bir vurdu, bileğim kırıldı. Ameliyat oldum ama hala fazla oynatamıyorum.

    Kendisinden şikayetçi oldunuz mu?

    Kaçtı gitti. Kimliğini, yerini bilmiyorum ki. Ayrıca şikayet etsem de kim düşecek peşine. Bir keresinde bir adam benimle ilişkiye girmek istedi. Kabul etmediğim için geri geri gelip arabama vurdular. Taciz ettiler, hakaretler ettiler. Plakasını alıp karakolda şikayetçi oldum. Adam, 3-5 ay sonra yakalandı, savcı beni arayıp uzlaşmamızı söyledi. Ben kabul etmedim, “Ben sıfır arabama, 2 bin lira masraf yaptım üstelik bir de bana hakaret ve tacizde bulundular” dedim. Adam bunun üzerine 500 lira teklif etti anlaşmak için. Ben kabul etmedim, savcı da “Sen bilirsin” dedi. Mahkeme devam etti ve bu adam mahkemede, “Ben onu kadın sanıp, taciz ettim” dedi. “Ben kadınım zaten aptal. Ama uzaydan bakan benim trans kadın olduğumu anlar. Bu ne saçmalıyor böyle?” dedim. Hakim de gülüyordu. Kızdı da adamlara, “Neden böyle yapıyorsunuz? Ayıp değil mi?” dedi. Ama sonunda beraat aldılar. Zararım da ödenmemiş oldu. O kadar uğraştığımla kaldım. Yani ben artık ne yaparlarsa yapsınlar, polislerden de kimseden de şikayetçi olmuyorum.

    Dernek veya arkadaşlarınız aracılığıyla bildiğiniz kazanılmış hiç mi dava yok?

    Bir tane galiba İstanbul’da var. Trans arkadaş kurşunlanmış da, 6 ay hapis cezası verip onu da para cezasına çevirmişler. Mesela bir tane arkadaşımı Esat Karakolu’na götürüyorlar. Gözaltındayken kimliğini, her şeyini alıyorlar. Sonra çıkarken kimliğini geri vermiyorlar. Sorduğunda da, “Biz verdik ya onu sana” diye yalan söylüyorlar. O da şikayetçi oldu. Sonra mahkemede 1 yıl 2 ay ceza aldı, polise mukavemet ve hakaret ettiği gerekçesiyle. Polisler kendilerine göre ifadeler yazıyorlar tabi, artık racon böyle. Nasıl kazanacağız?

    Geçmiş yıllardaki uygulamalarla kıyasladığınızda bugün yapılanları nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Şimdi travestiler daha fazla haklarını biliyorlar. Ben eskiden çalışırken polis bizi alırdı, bir gün kalırdık o nezarethanelerde. Ertesi gün bizi zührevi hastalıklar hastanesine götürürlerdi ve akşama kadar da hastanede tutup, sonra “gözaltına girdi, çıktı” diye gösterip, tekrar nezarethaneye alırlardı. İki-üç gün öyle içeride yattığımızı bilirim. Sonra eve geliyorsun yorgun vaziyette. Ama para da kazanman lazım, çıkıyorsun hemen tekrar alıyorlar seni içeri. Bazen sabahın 4’ünde 5’inde üstümüzde para pul olmadan o mini eteklerle Gimat taraflarında bırakıyorlardı bizi. Balyoz döneminde sokağa dahi çıkamıyorduk, arabalarımızın camlarını indiriyorlardı, sopalarla nöbet tutuyorlardı. Kızlar sürekli şikayetçi oluyor, sürekli mahkemelere gidiyorlardı. Şimdi o dönem de bitti, bu sefer sistem kendisini başka şeye dönüştürdü. Şimdiki yöntem para cezaları.

    Yeni anayasa çalışmalarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

    Bugün bir lokantaya, tatil bölgesine gittiğinde alınmıyorsun. Eğer paran varsa 4-5 yıldızlı otellerden internet üzerinden rezarvasyon yapabiliyorsun. Benim başıma geldi mesela. Otel ayarladık internetten, Didim’e gittik. Eşyalarımızı yerleştirip, denize gittik. Döndüğümüzde, “Travestileri almıyoruz, lütfen gidin buradan” dediler. Bu şekilde üç otel değiştirdik. Ayrımcılık ne kadar kötü bir şey işte… Bu yüzden yeni anayasada “cinsel yönelim ve cinsel kimlik” ibaresinin olmasını istiyoruz. Mesela ben yurt dışında da bulundum, toplantılar için İsveç’e gittim. Orada, seni mekana almak istemese bile almak zorunda çünkü ayrımcılık yaptığı takdirde anayasalarının ilgili maddelerine göre suçlu durumuna düşüyor. Büyük tazminat paraları ödemek durumunda kalabiliyor. Yoksa ayrımcılık, önyargı heryerde.

    Selay Tunç, !f Ankara 2011 kapsamında düzenlenen “’108′ Filmine Terso Okumalar” etkinliğinde konuşmacı olarak katıldığı sırada. Fotoğraf: Kaos GL

    Mücadele vermek, bir arada haklarımızı savunmak zorundayız. Herkesin sorunları, kavgası başka yönde elbette ama bizimki çok kötü. Bizi sapık, hasta olarak görüyorlar, nefret ediyorlar bizden. Bu devirde bir bakan, Aliye Kavaf bile “Eşcinsellik hastalıktır, tedavi edilmeleri gerekiyor” diyor. Aklım almıyor bu saçmalığı. Avrupa’da her ülkeden bizim onur yürüyüşlerimize destek geliyor. Burada da bizim önümüze setler çekip, yürütmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Kimse korkudan kendi kimliklerini açıklayamıyor. İşlerinden atılmamak için insanlar bizden uzak duruyor. Ben seks işçisiyim ve gündüz beni görse “pis travesti” diyecek onlarca adamla yatıyorum geceleri. Sorsan, ben “eşcinsel değilim” der. Bunlar hep toplum baskısından ve işten atılma korkusundan oluyor. O yüzden eğitim ve iş imkanları sağlansa, karakollarda birkaç transseksüel olsa mesela oraya gelen transseksüellerin, seks işçilerinin neler yaşadığını çok iyi anlar ona göre hareket eder. Bir bankada, devlet dairesinde eşcinsel, transseksüel olsa toplumun önyargısı kırılır. Avrupa’da bu böyle böyle oldu. Ben mesela  annemle sokakta, gündüz vakti bile rahat rahat yürüyemem. Çünkü beni transseksüel seks işçisi, annemi, ablamı da orospu olarak görüyorlar. Rahatsız ediyor bu tavırlar.

    Bir heteroseksüel her gün hırsızlık yapıyor, cinayet işliyor, tecavüz ediyor; bir şey olmuyor. Ama bir transseksüel kötü bir şey yaptığında bunun sonuçları hepimize yansıyor. Örneğin geçen gün taksiye bindim şoför dedi ki, “Abla, senin arkadaşlardan bir tanesi dün İzmir’de adamın birini kesmiş.” Ben de kızdım, “Beyefendi, pardon benim arkadaşım kim? Her hetero taksici senin arkadaşın mı? Ben de duydum ki geçen gün bir taksici müşterisi kadına tecavüz etmiş. Senin arkadaşlardan biri.” Bu sefer o şaşırdı, “Kim benim arkadaşım?” diye. İşte biz azınlık olduğumuz için hiç düşünmüyorlar, hemen genelleme yapıyorlar.