Meis Sitesi’nde translara yönelen nefretin arkasında rant var

    michelleorta

    Haziran 2012′den itibaren Avcılar’daki  Meis Sitesi’nde yaşayan trans bireyler büyük bir nefretin hedefinde kaldı. Transları Avcılar’dan kovmak üzere örgütlenen kalabalıkların yarattığı linç atmosferini, kitlesel nefret ve şiddet ile ahlaki gerekçelere dayandırılan şiddeti, kendisi de Meis Sitesi’nde yaşayan gazeteci Michelle Demishevich Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı. 
    Söyleşi: Cankız Çevik
    Geçmişte huzurlu bir hayat yaşanırken, son birkaç yıldır Meis sitesinde tırmanan ayrımcılık ve şiddet olaylarının sebebi nedir?

    Ben oraya 2012’nin Eylül ayında taşındım. Arkadaşlarım Haziran 2012’ye dek ne kadar huzurlu bir hayat sürdüklerini anlatırlardı. Maalesef o tarihten sonra, bir grup insan sitedeki transseksüellere karşı sözlü tacizlerde bulunmaya, siteye giriş çıkışlarda bizleri rahatsız etmeye başladı.

    Meis sitesindeki binalar eski Sovyetler Birliği binalarını andıran, 1+1 şeklinde ama yeterince geniş evler. Bizim binamız da 122 daireden oluşuyor ve sanıyorum ki bunların yarısı kadarının sahipleri yurtdışında yaşadıkları için daireleriyle ilgilenemiyorlar. Bu grubun başını çeken, emniyetin terörle mücadele şubesinden emekli Topal İsmail lakaplı birisi de, binanın kapıcısı Selim’le işbirliği yaparak zamanında bu daireleri kiraya vermeye ve gelirlerini toplamaya başlamış. Trans bireyler de durumun farkına varınca bu haksızlığa, hukuksuzluğa karşı çıkmışlar.

    meis-sitesi-042Topal İsmail trans bireyleri hedef alarak neyi amaçlıyor?

    İşin temelinde bir rant kaygısı var. Trans bireylerin bu işe karışmamasını istiyor. Bunun için de önce birkaç kez uyarıda ve ölüm tehditlerinde bulunmuş ancak bizler bu hukuksuzluğu dillendirmeye devam ettiğimiz için insanları organize edip mahallede eylemler yapmaya başladı. Eylül’de yapılan, linç edilme tehlikesi yaşadığımız büyük eylemde “Ben PKK’yla savaştım, travestilerle mi savaşamayacağım!” diye bağırarak insanların milliyetçi duygularını sömürerek onları galeyâna getiriyordu. Zaten o yürüyüşten sonra da KanalTürk’teki Neşter programında hedef gösterildik. Ancak o programda konuşulanlar ve bizmişiz gibi aktarılan görüntülerin Pendik, Dragos ve Bursa’da çekilmiş videolar olduğuyla ilgili mahkemeye başvuruda bulunduğumuzda, konu “basın özgürlüğü” kapsamında değerlendirilerek takipsizlik kararı verildi. Devlet KanalTürk’ün bu yalanını koruma altına almış oldu.

    Eyleme katılan komşularınızla konuşma fırsatınız oldu mu?

    O gruptaki kişilerden sadece Hürriyet Aydın Meis sitesinde yaşayan ve eylemlerde öne çıkan bir isimdi. Diğerleri bu sitenin sakinleri dahi değil. KanalTürk programında arkadaşımızın kimlik bilgilerini veren kişi de Hürriyet Hanım’dı fakat nihayetinde komşu olduğumuz için bir seferinde kendisine, “Sizinle hep medya üzerinden birbirimizi yanıtladık ama ‘nedir bu işin aslı’ diye sizinle bir çay içmek, konuşmak istiyorum” dedim. O da “Tabii Michellecim” dedi ve başladı anlatmaya. Ben de ona 4 yaşında bir çocuğa anlatır gibi sabırla LGBT, transseksüelite, insan hakları, yurttaşlık hakları konularını tek tek anlattım ve bunun üzerine kendisi hataya düştüğünü kabul ederek o günden sonra değişim gösterdi. Bu sevindirici bir gelişme.

    Eylemlerde atılan sloganlardan biri de “Ne erkek, ne dişi, kim bu üçüncü kişi!” Bu, size yöneltilen fuhuş suçlamalarından bağımsız olarak, tamamen homofobi ve transfobi içeren bir söylem. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    O sloganları Topal İsmail buluyordu ve kendisi çok zeki bir adam. Devletten emekli olduğu için devletin ne sevdiğini çok iyi biliyor. “Devlet ahlâk, gelenek sever, heteroseksüelizm, cinsiyetçilik sever; ayrıca da dinci ve milliyetçidir” diye düşünerek bu noktalardan vurmaya çalışıyor.

    Ayrıca yaşayabilmek için fuhuş yapmak durumunda kalmış da olabilirdik. O zaman devletin “Yurttaşım fuhuş yapıyor, bu benim hatam” diyip bizlere imkânlar sunması, bir çözüm önermesi gerekir. Ev mühürlemek ya da polislerin sokaktaki seks işçilerini toplayıp saatlerce taciz ve tecavüz etmesi nasıl bir çözüm olabilir? O karakollarda yaşananları bizler çok iyi biliyoruz. 2006 yılında, 13 saat boyunca Taksim Emniyeti’nde hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım anılar biriktirdim. O karakolda olgunlaştım ve bu kadar güçlü bir insan haline geldim!

    İnsanların tepkileri dışında hukuki olarak nasıl bir süreçle karşı karşıya kaldınız?

    Terörle mücadeleden emekli olduğu için sadece halk değil polis, savcı, kaymakam gibi devlet görevlileri de bu kişiye karşı bir hassasiyet duyuyor. Hatta avukatlarımız dava dosyasında görmüşler ki; savcılığın değil Avcılar Kaymakamlığı’nın inisiyatifinde, hiçbir delil bulunmamasına rağmen fuhuş iddiasıyla hakkımızda işlem başlatılmış. Yani devlet “Bunlar fuhuş yapıyor çünkü transseksüeller” dedi ve bu suçlama sebebiyle birçoğumuzun evleri 3 ay süreyle mühürlendi.

    avcilarfuhus1

    O süreçte yaşamınızı nerede, nasıl sürdürdünüz?

    Kıştı ve evlerimizden eşyalarımızı almamıza bile fırsat verilmedi. O sıralar, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nde çalışıyor, işime gidip geliyordum ve kalacak yerim olmadığı için bazen ofiste bazen de birer ikişer gün arkadaşlarımda kalıyordum. Ama benim için en zoru evim mühürlendiğinde içeride kalan köpeğimi alabilmek ve yapabilecek hiçbir şeyim olmadığı için onu bir barınağa bırakmak oldu. Şu an yeniden yanımda ama barınakta kaldığı süre içerisinde kalp rahatsızlığı geçirdiği için ciğerlerinde hassasiyet var ve çok uzun yaşayacağı düşünülmüyor. Devlet beni sokağa atarken çocuğumun da sağlığıyla oynadı. Oysa ki devlet dediğimiz şey yurttaşlarına en temel yaşama, barınma, çalışma haklarını vermek zorundadır! Beni ve çocuğumu kış ortasında sokağa atan ve onun belediyeye ait bir barınakta yağmurun çamurun içinde kalarak hastalanmasına sebep olan devleti ben sevemiyorum.

    Yapılan eylemler dışında maruz kaldığınız fiziksel saldırılar da oldu mu?

    Yaklaşık 8 ay önce evlerimiz yakıldı ama sarhoş olup kendi evlerimizi yaktığımız yönünde dedikodular çıkartıldı. Bizler zaten çok zor yaşayacak yer buluyoruz, neden kendi evlerimizi yakalım ki? Hem yaş ortalamamız da 35’le 55 arası. Yani alkolü, uyuşturucuyu, eğlenceyi 20 sene öncesinde bırakmışız. O yangın Topal İsmail’le bağlantılı bir şekilde çıkartıldı ve polis gerekli araştırmayı yapmadı.

    Bunun dışında ev kurşunlanmaları yaşadık. Yazın da arkadaşımız Elçin, Topal İsmail’in yardımcısı Tuğrul Selçuk tarafından gündüz vakti sitenin girişinde tekme tokat dövüldü. Hemen hastaneye, oradan da karakola gittik ve arkadaşımız ifade verirken, ben polislerin yan odada Topal İsmail’i telefonla aradığını ve bilgi verdiğini çok net bir biçimde duydum.

    988455_746137875414221_432670733_n

    Tüm bu yaşadıklarınız karşısında nasıl bir hukuksal süreç işliyor?

    Avcılar Meis sitesindeki hukuksuzluk ve güvensizlik ortamı devam ediyor ve maalesef devlet bunu görmezden geliyor. Trans bireyler olarak orada tehlike içerisinde, her gün öldürülme korkusuyla yaşıyoruz. Ancak Türkiye’deki en önemli hukuk mücadelelerinden birini veriyoruz. Sakarya Barosu’ndan Harika Günay Karataş, İstanbul Barosu’ndan Rozalin Seda Kip, Fırat Söyle, Levent Pişkin ve diğer çok değerli avukat arkadaşlarımız süren dört beş davamızla ilgileniyor. Bize yapılan herşeye karşı hukuksal haklarımızı kullanıyoruz fakat devlet, işi yavaşlatmak için elinden geleni yapıyor. Yine de, avukatlarımıza çok güveniyoruz, gayet disiplinli ve idealist bir şekilde çalışıyorlar. Bugün de uğradığımız linç girişimiyle ilgili açtığımız davanın ilk duruşması görüldü. Maalesef davaya bakan hâkim, duruşma salonundaki basın mensuplarını hukuka aykırı bir şekilde, polis zoruyla dışarı çıkarttı ve avukatlarımızın yaptıkları itirazlara karşılık da “Canı isteyen istediği yere şikayet edebilir” diye bir karşılık vererek davayı 21 Nisan 2014’e erteledi.

    Kendiniz de bir gazeteci olarak tüm bu yaşananları medyanın ele alış şeklini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Genel olarak baktığımızda medya, toplumsal cinsiyet dilini bilmiyor. Örneğin daha yakın zamanda yaşanan Dora Özer cinayetinde, Doğan Haber Ajansı’nın Kuşadası muhabiri Latif  Sansür, cinayeti “Dora Özer takma isimli travesti Muhammed Özer bıçaklanarak öldürüldü” diye haberleştirdi ve DHA tüm medya gruplarına haberi bu şekilde geçti. Yani tek bir cümlede, “Sen erkeksin ama kadın olmak istedin ve travesti olursan öldürülürsün” denilerek nefret söylemi üretildi. Gazeteci arkadaşlarımla bu durumu çok tartışıyorum ama medya patronların elinde ve onlara göre bu haberler böyle verilmeli. Fakat biz İMC TV’deki Mor Bülten’de Türkiye’nin ilk ve tek toplumsal cinsiyet, kadın ve LGBT programında haftaiçi her gün saat 18:30’da yaptığımız haberlerle toplumsal cinsiyet dilini medyaya öğretmeye çalışıyoruz. Haberi ve kişiyi nasıl sunduğunuz çok önemli; tarafsız haber vermek, 5N1K kuralının dışına çıkmamak gerekiyor.