“Kayıp yakınıyım, mücadelemiz sayesinde ayaktayım”

    Kadri Doğan, 1995 yılından beri kaybolan yakınlarını arıyor. 17 yıldır ailesindeki kayıp 7 kişinin peşine düşen ve yetkililerden yanıt bekleyen Doğan, bir yandan da cezaevindeki yakınlarının hakkını arıyor.
    Röportaj: Cankız Çevik

    İsmim Kadri Doğan. Mardin, Dargeçitliyim. 1995 senesinde, biri 13, diğeri 9 yaşındaki iki kardeşim de dahil olmak üzere, eniştemi, amcamın ve dayımın çocuklarının aralarında olduğu yedi akrabamızı askerler aldı. Küçük kardeşim bir zaman sonra işkence görmüş halde geri geldi, diğerlerinin de işkence gördüğünü anlattı ama onlardan hiçbir zaman haber alamadık. O gün bugündür başvurmadığımız yer kalmadı. Ankara’ya Meclis’e kadar gittim.

    Artık 20 sene oluyor. Annemin de, babamın da gecesi gece; gündüzü gündüz değildi. Uğraştık, uğraştık sonunda bizi cezaevine attılar. Annem o vakit soruştururken önce “Oğlun gelir, emrak etme”sonra “Senin oğlun dağa çıktı” dediler. Annem de televizyonda “Devletten davacıyım, çocuğumu istiyorum” dedi diye, onu da kaybettiler. 11 gün sonra serbest kaldığında çok işkence görmüştü, sağlığı bozulmuştu. 2000 yılında da kaybettik. Kardeşim KCK’den 3 sene cezaevinde kaldı. Bu sefer onunla uğraşmaya başladık, daha yeni evliydi. Bu sadece kayıplarımızı aradığımız için oldu. Sanki biz suçluymuşuz gibi, her gittiğimiz yerde, her konuşmamızdan sonra tutanaklarla karşılaştık.

    Annem ölünce, babam gitmeye başladı her Cumartesi Galatasaray Meydanı’nda oturmaya ama maalesef onu da birkaç yıl önce kaybettik.

    Nasıl söyleyeyim ki bunları, söyleyecek öyle çok şey var ki. Ama bazen bu kadar çok acı üst üste yaşanınca bir tıkanıklık geliyor. O yüzden konuşurken ara ara duruyorum, kusura bakma.

    Kardeşiniz ve diğer akrabalarınızın kaybedilmelerinin sebebini sadece “Kürt olmaları” olarak görüyorsunuz, değil mi? 1990’lı yıllara göre bugünkü durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?  

    Şu an bile açlık grevindeki gençlerin cezaevindeki hallerini görüyorsunuz. Başbakanın açıklamalarını görüyorsunuz, idamı geri getirmeye uğraşıyorlar. Elbette öyle bir şey olamaz ama konuşuyorlar işte. Bir de Norveç’ten bahsediyor, 70 küsur kişiyi öldüren bir insanın 25 sene ceza almasını az buluyor, adaletsiz buluyor. Öyleyse ben de ona soruyorum; Diyarbakır Havaalanı’na gittiğinde günde en az 100 uçak kalkıp iniyor ve Kürdistan dağlarını bombalayıp geliyorlar. Kime karşı bu? Irak’a karşı mı yapıyorsun bunu? İran’a mı, yoksa Suriye’ye karşı mı yapıyorsun? Yoksa biz askerliğimizi yaptığımız, vergimizi verdiğimiz halde bize karşı mı yapıyorsun?

    Akrabalarınızı bulmak konusundaki umutlarınız ne yönde?

    Hala anamızı, babamızı ziyarete gidiyoruz. Onlar on yıllar geçse de bu olayın peşini bırakmadılar. Ama istiyoruz ki bu insanların bari kemiklerini bulsak da hiç olmazsa mezarlarını ziyaret edebilsek. Geçen kış bize gelen bir ihbar sonrasında Dargeçit’e yakın kuyulardan birini açtık. Orada tam 11 kişinin kemiklerine rastladık, buluntular hala Adli Tıp’ta. Aylar oldu ama biz hala “Ha bugün ha yarın haber gelecek” diye bekliyoruz.

    Yani 20 sene olacak, o sırada ben evlendim ama bir bayramım bile olmadı. Annem başının altına bir yastık bile koymadı. Biz de çok büyük değildik onlar alındığında, daha ben evlenmemiştim, askerdeydim. Herkes bir yerlerdeydi, sadece o iki çocuk vardı anne babamın yanında, onları da aldılar. Sonra toplandık, sesimizi duyurmaya İstanbul’a geldik. Annem gece gündüz ağlıyor, biz de çevresine toplanıyoruz. O yemiyor içmiyor çoğu zaman. Gerçekten yıllardır huzur bırakmadılar bizde. Şu an hala ayakta olmamız da buradaki kayıp akrabalarımızı, dostlarımızı bulma mücadelesi sayesinde.