Gezi Parkı’nda top oynanırken, Ankaralılar biber gazıyla yakantop oynadı

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Gezi Parkı’nda başlayıp tüm Türkiye’ye yayılan protestolara polisin en sert karşılığı verdiği yerlerden biri Ankara’ydı. Ancak Ankara’daki savaş ortamının gerçek boyutları, gözlerin Gezi Parkı’na çevrilmiş olmasından ötürü kamuoyunca yeteri kadar anlaşılamadı. Ankara’daki savaşı yaşayan ve polisin attığı biber gazı bombalarından biriyle yaralanan Murat İltir, Ankara’daki şiddeti Türkiye’den Şiddet Hikayeleri’ne anlattı.
    Söyleşi: Utku Yağan
    Polis şiddetiyle gündeme gelmesinden önce, Taksim Gezi Parkı hakkındaki tartışmalardan haberdar mıydın?

    İstanbul’da insanların birkaç gündür Gezi Parkı için planlananları protesto ettiklerinin farkındaydım ancak olaylara dair asıl ilgim Sırrı Süreyya Önder’in iş makinelerinin önüne çıkması sonrası oluştu. 31 Mayıs sabahı, orada oturmuş kitap okuyan insanlara hunharca gaz bombalarıyla saldırılması, olayların tüm ülkeye yayılmasına sebep oldu.

    İstanbulluların Gezi Parkı’nı korumak gibi bir amacı vardı. Ankaralılar hangi sebeplerle sokağa indiler?

    Temel mesele, Gezi Parkı’nın yıkılarak oraya Topçu Kışlası yapılması değil; rant uğruna halkın kullanımına açık bir kamusal alanın yıkılmasıydı. İktidarın yaşamın her alanına müdahale etme hırsı ve Gezi Parkı’ndaki polis şiddeti, uzun zamandır sessiz kalan insanların tepki göstermesine sebep oldu. Ankaralıların sokağa inmesi de bu bağlamda anlaşılabilir. İlk gün Kuğulu Park’ta, sonrasında da Kızılay Meydanı’nda toplanıldı. Polisin her alanda kitlenin önünü keserek saldırması ve pek çok kişinin hedef alınarak atılan gaz bombalarıyla yaralanması Gezi Parkı’nda olduğu gibi, Ankara’da da barışçıl bir şekilde protesto hakkını kullanan halkı iyice öfkelendirdi.

    gazzz

    Geçmişte herhangi bir siyasi talep veya tepkiyle sokağa çıkmamış insanları dahi bu eylemlere katılmaya iten sebep sizce neydi?

    Bir ay önce Reyhanlı’da resmi kayıtlara göre 52, doktorların açıkladığına göre 160 kişi hayatını kaybetti. Başbakan ise oraya gidip bölge halkının sorunlarını çözmeye çalışmak yerine ABD’ye gitmeyi tercih etti. Ayrıca alkol yasağı olarak görülen “sınırlandırma” yasası, Başbakan’ın “doğum kontrol oyunu” diye tarif ettiği kürtajın ve doğum kontrol yöntemlerinin yeniden yasaklanması girişimleri, sezaryen doğum yaptıran doktorların fişlenmesi gibi durumlar da toplumun her kesimini rahatsız eden müdahalelerdi. İnsanlar hem bunlar için hem de Kızılay Meydanı özelinde, Taksim’in kazanılmasından sonra hatırlanan meydan ve kamusal alanların hak olduğu, engellemelere tepki gösterilmesi gerektiği algısıyla sokağa döküldüler.

    Bu olayların öncesinde polis şiddetiyle karşılaşmış mıydınız?

    Geçmişte de eylemlere katıldığım için, bu dönemdeki kadar şiddetli ve doğrudan olmasa da, polis şiddetiyle tanışıktım. Bunların en şiddetlilerinden biri, Metin Lokumcu’nun polis tarafından katledilmesini protesto etmek amacıyla toplandığımız Ankara’daki 31 Mayıs 2011 Hopa olayları protestosunda olmuştu. Gözaltına alınan, bu esnada işkence gören birçok arkadaşımız oldu ancak tüm bunlara rağmen, insanlara hedef alınarak biber gazı veya plastik mermi atılmamıştı.

    Ankara’daki olaylar 1 Haziran’dan sonra oldukça sertleşti. O gün Kızılay’da neler yaşadınız?

    31 Mayıs Cuma akşamı polisin halka sert saldırıları sonrasında, Cumartesi günü saat 16.00’da Güvenpark’ta buluşmak üzere çağrılar yapıldı. Kızılay’a giden yolların kesileceğini, polis saldırısının daha erken başlayacağını tahmin ederek, birkaç arkadaşımla beraber 14.00’te Kızılay’a gittim. Gerçekten de Kızılay’a vardığımızda polis saldırısı başlamıştı. 1 Haziran günü Kızılay’ın her tarafında bir direniş gerçeği vardı, birçok sokakta toplanmış eylemciler polis terörüne karşı geri adım atmadan direnmeyi sürdürdü ve nihayet akşama doğru Kızılay Meydanı’na girebildik. Polisler Güvenpark’a sığındılar ve oradan gaz bombası atmaya devam ettiler. Bir yandan kendimizi polis saldırısından korumaya çalışıyorduk, diğer yandan da yaralıları güvenli yerlere taşıyorduk. Akşam saatlerine doğru polis topyekûn bir saldırı gerçekleştirdi ve Kızılay’ı boşaltmak zorunda kaldık. O saldırıdan, birçok kişi kendilerine kapılarını açan insanların evlerine sığınarak kurtulabildi.

    Bu deneyimin ardından polis 2 Haziran’da nasıl bir tutum sergiledi?

    O gün polis müdahalesinin en sert olduğu günlerden birini yaşadık. Kalın eldiven giyenler atılan biber gazı bombalarını uzaklaştırmaya çalışıyorlardı ancak polis o kadar seri bomba atıyordu ki yeterli olunamıyordu. Atılan ses bombaları da halkı paniğe sürüklüyordu. Gaz bombası kapsüllerinden korunmak için otobüs duraklarına sığınan insanlar oldu; polis hedef alarak duraklara ateş etti ve tüm camları parçaladı. Yaklaşık 6 saat boyunca direniş devam etti. Akşam saatlerinde ise, sürücüsünün kim olduğu hala belli olmayan bir araba meydana girerek insanları ezdi. Araba meydana ilk girdiğinde vatandaşlarca durduruldu. İçeridekiler, “Yaralımız var, çok acil geçmemiz lazım” deyince arabanın geçmesine izin verildi ancak sonrasında araçtaki yanıp sönen polis ışığı fark edildi. İnsanlar aracın peşinden gitmeye kalkınca da araba Ziya Gökalp Caddesi’ne döndü ve hızla insanlara çarparak meydanı terk etti. Saatlerce meydanda terör estiren polis ise, aracın yanlarından öylece geçip gitmesine izin verdi.

    aa

    Bu olay halkta nasıl bir tepkiye yol açtı?

    Kızılay bu olayla tamamen karıştı. Bir arabanın iki kişiyi altına alıp metrelerce sürüklediğine şahit olan insanların sinirleri haliyle iyice gerildi. Hemen ardından da zaten polis tüm gücüyle saldırıya geçti. Ben de o sırada bir biber gazı kapsülünün koluma isabet etmesi sonucu yaralandım. Kalabalığa dalan araca dairse çeşitli söylentiler var; sürücünün gözaltına alınıp serbest bırakıldığı da söyleniyor, arabanın terk edilmiş halde bulunduğu da.

    Vurulmadan önce sizi nişan alan polisi görebildiniz mi?

    Polislerle aramızda yaklaşık 30 metre vardı. İçlerinden biri gaz bombası silahını üzerimize nişan alıp tetiğe bastı. Önümdeki arkadaşım hızlı bir refleks sonucu çekildi. Ben de üzerime gelen gaz bombasını fark edince gayriihtiyari kolumu göğsüme doğru kaldırdım ve kolumdan vuruldum. Yaralandığım için meydandan ayrıldım ve o hengâmede bir şekilde Necatibey Caddesi’ne gidebilmeyi başardım. Önce evime, oradan da hastaneye gittim.

    Murat-İltir

    Hastanede neler yaşadınız?

    Hastanede kolumun kırıldığı anlaşıldı. İlk müdahale başarısız olunca ameliyat olmak zorunda kaldım, ertesi gün de taburcu edildim. Ertesi hafta muayene ve pansuman için hastaneye gittim. Önce nüfus cüzdanımı alıp baktılar, adli vaka olduğunu gören memurlar bana ilginç bir şekilde psikolojik baskı uygulamaya başladılar. Bir memur gidiyor, ötekisi geliyor, dosya hakkında sorular sorup duruyorlardı. Ben açıkça söylemesem bile, dosyada biber gazı kapsülüyle yaralandığım yazdığı için failin kim olduğunu biliyorlardı. Hastanelerde pek çok kişi fişlendi, birçok kişinin de benim yaşadığıma benzer olaylar yaşamış olduğunu düşünüyorum.

    Alçılı kolunuz sebebiyle çevredeki insanların tavırlarında bir farklılık seziyor musunuz?

    Bindiğim toplu taşıma araçlarında kolumu görenler ilk olarak “Eylemlerde mi oldu?” sorusunu soruyorlar. Ben de elimden geldiğince yaşadıklarımı anlatmaya çalışıyorum çünkü polis şiddetini açığa çıkartmak önemli. Genelde insanların da polise karşı olumsuz duygular beslediğini görebiliyorum; sıklıkla “Elleri kırılsın!” gibi şeyler söylüyorlar. Bindiğim dolmuş durağı polis ablukası altındaki Güvenpark’ta olduğundan, polislerin tuhaf bakışlarına da ayrıca maruz kalıyorum. Ailem ve yakın çevremse haksızlığa uğradığımın bilincindeler.

    Başka bir eylemde yaralanmış olsaydınız yakın çevrenizden aynı derecede destek bulabilir miydiniz?

    Beni arayan, hatırımı soran insanlar ya bizzat sokaktalar ya da çocukları, tanıdıkları sokakta. Geçmişte yaptığımız eylemler genellikle tek bir amaca yönelik olur, küçük bir kitle tarafından gerçekleştirilirdi. Yakın zaman önce de Reyhanlı saldırısına ilişkin bir yürüyüş yapmak istemiştik ve polis şiddetiyle karşılaşmıştık. O gün bir arkadaşımız gaz bombasıyla başından vuruldu, bir diğeri ise kendisine araba çarpmış olduğu halde hala polis saldırısının hedefindeydi. Benim kolum o eylemde kırılmış olsaydı, bu kadar destek veren olmayacaktı belki de…

    İlk günlerdeki kitlesel eylemlerden sonra, Ankara’daki olaylar nasıl seyretti?

    Her toplanma polisin saldırısına uğradı. Sendikaların genel grev çağrısı yaparak, Valilikten izin alarak Kızılay’da yaptığı mitinge, Ethem Sarısülük’ün cenazesine bile saldırdılar. Gezi Parkı’nda top oynanırken, Ankara’da biber gazlarıyla yakantop oynanıyordu; Taksim’deki ağır saldırılar sırasında yaşananları biz her gün yaşadık.

    Bu yaşananlar sırasında Ankara’da tipik bir gün nasıl geçiyordu?

    22.00′den sonra Kennedy Caddesi’nde toplanan insanlara günlerce her akşam polis saldırdı. Tunalı Hilmi Caddesi ve civarında müdahaleler sırasında elektrikler kesiliyor, sivil polisler o sırada insanları gözaltına alıyorlardı. Şu sıralar polis saldırıları Dikmen Caddesi’nde devam ediyor.

    Eylemler ve polis müdahaleleri süresince yerli ve yabancı basın çalışanlarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Erdoğan, Gezi Parkı’nı temsil ettiği söylenen heyetlerle görüşürken ve tüm basın o görüşmelere kilitlenmişken bile Kennedy Caddesi’nde süren çatışmaları kimse görmedi. Gerçi hükümet veya polis yabancı basını çok dikkate almadı. Yerli basın kuruluşlarının çalışanlarına davrandıkları gibi, yabancı basın çalışanlarına da şiddet uyguladılar ve gözaltına aldılar. Ellerinden gelse dış transfer yapıp, tutuklu gazeteci sayısını artıracaklar yani…

    Barış Barışık'ın yaralandığı 18 Aralık 2012'den bir kare. Polis müdahalesi sırasında üzerlerine biber gazı bombası atılanlar, zıplayarak kapsüllerden korunmaya çalışıyorlar. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    Barış Barışık’ın yaralandığı 18 Aralık 2012′den bir kare. Polis müdahalesi sırasında üzerlerine biber gazı bombası atılanlar, zıplayarak kapsüllerden korunmaya çalışıyorlar. Fotoğraf: Doğu Eroğlu

    18 Aralık 2012’de ODTÜ’de, hedef alınarak atılan biber gazı kapsülüyle vurulan Ankara Üniversitesi öğrencisi Barış Barışık, bu yeni yöntemin ilk kurbanlarından biriydi. Barışık’ın yaşadıkları topluma yeterince anlatılamadı mı? Niçin polis bu yöntemi kullanmaktan çekinmiyor?

    18 Aralık’ta yaşananları anlatmak için çeşitli yollar denendi ancak AKP medyasının çarpıtmalarıyla, “Barış arkadaşlarının attığı taşla yaralandı” veya “Ankara Üniversitesi öğrencisiymiş, ODTÜ’de ne işi vardı? Kesin provokatördür” gibi ifadeler akıllarda kaldı. ODTÜ’de molotof kokteylleri atıldığını iddia ettiler. Bu duyarsız ve maksatlı yayınlar, o gün yaşanan polis terörünü gizledi.

    Gezi Parkı protestolarından sonra Ankara halkının polis şiddetine ve eylemliliğe ilişkin düşüncelerinde değişiklik oldu mu?

    Bu olaylardan önce eylemlere dışarıdan bakan insanlar, “Tamam, onlar saldırıyor ancak sen niye yüzünü kapatıyorsun?” derlerdi. Bu yaşananlar, niçin ağzın-burnun kapatılması gerektiğini insanlara gösterdi. İnsanlar artık boyunlarında atkıyla, tıbbi veya toz maskeleriyle dolaşıyorlar çünkü polisin ne zaman, nasıl saldıracağı belli olmuyor. Bu yüzden kullandığımız araçların meşru olduğu ortaya çıktı. Bu meşruluk bundan sonraki demokratik mücadelelere de etki edecektir.

    Polis şiddetine gelince… Güvenpark’ta arkadaşımla yürürken küçük bir çocuğun arkadaşıyla konuşmasına kulak misafiri oldum. “Ya ne polis olacağım! Gerekirse simit satarım ama polis olmam” diyordu. Tepki bu yönde… Ankara devlet kurumlarının olduğu, neredeyse her sokakta bir kamu binasının olduğu bir kent. Dolayısıyla polisin tavrı diğer kentlerdekine göre çok farklı oluyor. Ayrıca Ankara’da valinin veya emniyet müdürünün kim olduğunu da bilmiyoruz; tüm polisleri doğrudan İçişleri Bakanı, bir başka deyişle Başbakan idare ediyor.